"Sessizliği, basamakları bir bir çıkıyor. İnsanoğlu, aldığı her darbede biraz daha kabuğuna çekiliyor. Oysa yıllardan beri süregelen bu düzeni değiştirebileceğine inanmak, zaten bir hayalperestlik olmuyor mu? Aslında olmuyor. Hepimiz dünya toprağına ekilen birer tohum değil miyiz? Hepimiz aynı topraktan yaratılmadık mı? Büyüyüp filizlenince, çiçekler açınca eninde sonunda solup tekrar kara toprağa dönmeyecek miyiz? Hatta bazılarımız bu toprakta tutunamayıp dünyaya daha erken veda etmiyor mu?
O zaman bu düzen nasıl olur? Tohumuna bakarak, onu besleyerek, can suyu vererek; gerekli vitaminleri ve besinleri sağlayarak olur. 'Bakarsan bağ olur, bakmazsan dağ olur' derler ya hani; işte tam olarak öyle aslında. Baktığın, büyüttüğün çiçek dallanıp budaklanır; görenlerin gözlerini kamaştıracak hale gelir. Ama bazen de hiç bakmadığın, can suyu vermediğin bir çiçek, bir bakarsın bir köşede arsızca çıkıvermiş.
Bazen de bakarsın o büyük emeklerle baktığın, beslediğin, can suyu verdiğin o çiçekler de solar.
Belki de toprağın yapısı, çiçeğin kendi doğası ya da bizim kontrolümüz dışındaki fırtınalar o çiçeğin solmasına neden olur. Bu durum, verdiğin emeğin değerini asla eksiltmez. Sen bir bahçıvan olarak üzerine düşeni, en güzel niyetlerle yaptın.
Bazı çiçeklerin solması senin kurduğun düzenin ya da verdiğin sevginin yetersizliğinden değil; hayatın o bazen kabullenmesi çok zor olan kendi döngüsündendir."