“ 1918'de savaş sona erince bir Milletler Cemiyeti kurulması düşünülmüş ve Türkiye'de bazı çevreler bu teşebbüsü ümitle karşılamıştı.
Gökalp, onlarla alay eder.
Böyle bir cemiyetin ismi bile aldatıcıdır; çünkü milletler hakiki bir cemiyet kuracak seviyeye ulaşmamışlardır, ortak bir şuura sahip değildirler. Olsa olsa bir Milletler Camiası kurabilirler;
aynı medeniyete mensup milletlerarasında dayanıksız bir federasyon.
Dayanıksız zira herhangi bir ülküye dayanmamaktadır, ne icra gücü vardır ne yaptırım gücü.
Milletlerarası teşkilat, teşri icra, kaza kuvvetlerine sahip olmadıkça üye devletlerin ordusundan, donanmasından daha üstün bir askeri güç bulundurmadıkça şu veya bu devlet bu milletlerarası ve kozmopolit sloganlara itibar etmemeli, kendi milli kuvvetine dayanmalıdır. “
İnsanlığın, yalnızca hayvan hayatına gömülüp kalmamış, zihnin işlevleri ile de meşgul olan latif kısmı âlimler ve hoşsohbetler olarak ikiye ayrılır. Âlimler kendileri için, zihni serbest zaman ve tek başınalık gerektiren, uzun hazırlıklar ve ciddi emekler olmadan mükemmellik seviyesine çıkarılamayacak, daha yüksek ve zor kısmını seçmiştir. Hoşsohbetler dünyası ise daha sosyal bir mizaca sahip olup haz almak peşindedir.