SPOİLER İÇERİYOR OLABİLİR!
Kuru yosunun hayat tarzını öğreten, 22 saatlik dinleme sürecinde kapuçino içmeme sebep olan, HIV virüsünü araştırtan, Afrika’daki şehirleri Google’latan, yaşadığım İstanbul ve Ankara’nın sokaklarında dolaştıran, hiç alakam olmadığı halde David Bowie’yi dinleten, Şahsiyet’i ve Müslüm’ü hatırlatan, Uysallar’ı ve Boğa Boğa’yı listeye ekleten bir serüven oldu benim için bürokrat oğlunun yer altından kalemi…
Bazen sonda söyleneceklerin en başta ifade edilmesi daha anlamlıdır. Zira Kinyas ve Kayra, olay örgüsünden ve/veya hadiselerin sonucundan ziyade an’ların betimlenmesiyle zihinleri kurcalayan düşünce oklarıyla değerli bi’ kitap. Gölgesine dokunmak, hayatın sınırlarında dolaşmak ve rahatsız edilmek isteyen her yetişkinin okuyabileceği bir roman. Kendisini keşfetmek ve özüyle tanışmak için bilinçli veya bilinçsiz -bin yıllardır- yogasından, yüzlerce tanrılı dini ibadetlere, felsefeden psikolojiye kadar daha birçok yöntem kullanan ve buna devam eden bir türüz. Popüler tabirle MASLOV’un kendini gerçekleştirmek idealiyle veya daha kutsal bi’ ideaya ulaşma gayretiyle. Bi’ yönüyle JUNG da bu birikimsel metotlara persona ve gölge kavramlarıyla katkıda bulunuyor. Sosyalizasyonun tetiklediği ve kendi özetiyle ''…Normal bir kişilikte bile, karakter bölünmesi imkansız değildir.'' ifadesiyle “persona”, bambaşka rollerde ve bağlamlarda maskenin de devreye girdiği bir nevi kişilik tanımıyken; “gölge” genel anlamda ortaya çıkmasından kendimizin bile fazlasıyla korktuğu bilincimizin en diplerine gömdüğümüz ya da şuurumuzun dışına fırlattığımız karanlık addedilen bir yumaktır. Fabrikasyon yumağı değil, bir kedi sürüsünün saldırısına uğramış karman çorman haldeki ip yığını daha çok. Çözmeniz için önce tanışmanız gereken dinen günahlar tepesi, ahlaken kötülükler
Kinyas ve KayraHakan Günday · Doğan Kitap · 202535,4bin okunma
Kırmızı Saçlı Kadın Spoiler içeriyor olabilir. Türümüzün bazı gündemleri var bence, zamanı aşan aşmakla kalmayıp gündelik hayatımıza nüfuz da edebilmiş konuları. Evrensellik ve kalıcılık dediğimiz şey de bu sanırım. Bu olgular o kadar güçlü ki güce karşı teslim olma içgüdümüz bizi onlardan bi’ türlü kopartamıyor ve tekrar yaratımı sürekli güncel tutuyor. Ölüm, doğum, aşk, yalnızlık; kelimelerden ibaret değil hiçbirimiz için. Baba ve oğul kültü de dahil bu olgulara. Kırmızı Saçlı Kadın romanı son kült üzerine inşa edilmiş olsa da diğer evrensel unsurları satır aralarına sıkça yedirmiş bence. Erkekler için fazlasıyla gerçekçi olan bu tema kadınlar için de gayet kalıcı. Hem bu ilişkiyi anlamlandırmakta zorlanmadıklarından hem de bu çatışmanın pasif de olsa aktörü olmaya binlerce yıldır devam ettiklerinden olması muhtemel. Kitabı okumaya başladığım “aslında yazar olmak istiyordum.”dan bitiş cümlesi “Unutma, aslında baban da yazar olmak istemişti.”ye kadar FREUD’un odipal kompleks tespitinden kendimi alamadım. Bu kavramı ortaya attığı yıllarda büyük tartışmalara yol açan fikir, günümüze kadar ciddi bi’ psikolojik analiz halini aldı ve varlığını sürdürüyor. Çünkü bir fiksasyon/çatışma olarak dizayn ettiği bu iki kelime aslında insanlık tarihiyle özdeş bi’ bağıntıyı tekrar gün yüzüne çıkarmış, bu defa bilimsel önlükten zihinlerimize bi’ pencere açarak bence. İsmini bir efsane sayılan Kral Oedipus’un hikâyesinden alan bu terim insanlık olarak yaşamakla kalmayıp yaşattığımız birçok sanatsal eserde altyapı olarak kendine yer bulmuştur aslında. Orhan PAMUK’un bu eserini; insanlığın yok oluşuna kadar sürecek o “efsane” aşk duygusuna paralel olarak baba-oğul realitesini Doğu’dan Firdevsi’ye Batı’dan Sophokles’e atıf yaparak(yoğun şekilde) ne Doğu ne Batı olan bu coğrafyadan tekrar gözümüzün