Batuhan

Sonra, sırtını ağaca vererek oturdu, katetmesi gereken yolu, rastlayacağı kişileri, gelecekteki yaşamını düşünerek ve tüm bu düşünceler arasında kendisini sevindirecek hiçbir öğeye rastlamaksızın uykuyu beklemeye koyuldu.
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
8/10
·232 syf.··
2026 4. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 01 Şubat 2026 18:00
Yaşamınızın nihai anlamına henüz erişmediğinizi, sizin için hayatı yaşamaya değer kılacak parıltılı günlerin sizi beklediğini düşünüyor musunuz? Kitabın ana karakteri, henüz 20'li yaşlarında genç bir subay olan Teğmen Drogo tam olarak bunu düşünüyor. Her gün aynı rutinin tekrarlandığı, rahatsız edici durumların dahi ona maruz kalarak geçmiş bir zaman diliminden sonra önemsizleştiği, içindeki herkesin hem bireysel hem de kolektif bir anlam yaratım sürecine mecbur kaldığı bir kale düşünün. Teğmen Drogo'nun ilk görev yeri işte bu izole edilmiş, kıpırtısız, uyuyan bir kale olan Bastiani Kalesi. Kale yaşamına henüz alışmadığı zamanlarda, ışıltılı şehir hayatını düşleyen, işlek caddelerin hayalini kuran Drogo, kalede mecburi olarak geçirdiği dört ayın sonunda oraya alışmaya başlar. Kale artık ilk zamanlarda olduğu kadar ölü ve anlamsız gelmemektedir gözüne. Kader belki de onu büyük bir görevi yerine getirmesi için buraya sürüklemiştir. Ayrıca bu kaleden ayrılmak istemek; subayların ve erlerin gözünde kendini zayıf gösterecektir. Gerçek bir asker gibi davranmalı ve durumunu kabullenmelidir. Nitekim öyle de yapar ve göz açıp kapayıncaya kadar kalede dört yılın geçtiğini fark eder. Şehre, evine dönen Drogo artık değişmiştir, adapte olamadığı, gerisinde kaldığı bir yaşamın içine fırlatılmış bulur kendini ve bir şekilde kendini yine kalede bulur. Kale, sınırda bulunan bir kale olduğu için Kuzey'den her an Tatarların saldırı yapabileceği umudunun bir sönüp bir alevlenmesini izleriz geçirdiği seneler boyunca. Drogo'nun bu döngüsü yaşamımızdaki hayallerin ve ideallerin de bir yanıp bir sönmesi gibidir. Geçip giden zamanı, elimizden alınan olasılıkların mezarlığı olarak görmektense geleceğin getireceği güzelliklerin ön hazırlığı olarak görmeye meylederiz. Bu incelemeyi, başka bir
Tatar ÇölüDino Buzzati · İletişim Yayınevi · 201819,9bin okunma

Batuhan

, bir kitap okudu
8/10
·232 syf.··
6 günde okudu
·
Okunma: 01 Şubat 2026 18:00
·
2026 4. kitabı
Dino Buzzati
8.2/10 · 19,9bin okunma
Karar mekanizmamızın son tahlilinde ortaya çıkan dilemma şudur: Ne kadar boktan şartlar içine doğduğunu öne sürüp uygun koşullarda doğsan, ahlâki açıdan çok daha iyi ve erdemli bir insan olacağını iddia edip yaptığın kötü eylemlere haklılık mı yaratacaksın yoksa en iyi şartların içine doğduğunu zannettiğin insanların bile kendilerine bahane olarak kullanabilecekleri acı verici ve kendilerinden bağımsız oluşmuş deneyimleri olduğunu, bu savunmanın bir ölçütü olmadığını kabul edip her şeye rağmen vicdanının doğru olduğunu fısıldadığı eylemlere mi girişeceksin?
Freud için varoluş bir tür yüktür ve buna katlanmak için palyatif önlemlerden vazgeçemeyiz. Spesifik olarak dört palyatif tanımlar: din, sanat, aşk ve sarhoşluk. Sevgi dolu bir tanrıya ve saadet dolu bir sonraki hayata olan inanç, yaşamın sert gerçeklerini yumuşatmaya yarayan temenniyle yaratılmış inançlar, illüzyonlardır. Ona göre sanat daha saygıdeğer bir palyatifti ama herkes için geçerli değildi ve herkes için geçerli olsa bile, hafif bir hazdan başka bir şey olduğunu düşünmüyordu zira fiziksel varlığımızı sarsmıyordu. Ona göre aşk, muazzam bir rahatlık ve sekste en yoğun deneyimleri sağlayan, peşinden en çok koşulan palyatifti. Ama aynı zamanda muazzam riskler de taşıyordu, çünkü acıya karşı hiçbir zaman aşık olduğumuz zamanki kadar savunmasız olmayız, hiçbir zaman sevilen nesneyi ya da onun sevgisini kaybettiğimiz zamanki kadar mutsuz olmayız. Sarhoşluğun(Freud da kokain ve tütün kullanıyordu) acı hissini hafifletmek için en basit ama aynı zamanda en etkili yöntem olduğunu düşünüyordu. Tatminimizin tamamını tek bir istekte aramamamız gerektiğini de önemli bir nitelik olarak ekliyordu.