9/10
·432 syf.··
Beğendi
·
2026 95. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 06 Mayıs 2026 04:47
Herkese Merhaba Bugün sizlere Başak Sayan kaleminden Ölü Kuşların Sessizliği kitabının yorumu ile geldim Mayıs ayının sıradaki kitabı 2026 yılı basımlı 430 sayfalık bir kitap •Ölü Kuşların Sessizliği, sadece bir polisiye değil; vicdanın, geçmişin ve kaçınılmaz adaletin hikayesi. •Kitap, İstanbul Dragos’ta bir arabanın içinde bulunan Emre Erdoğan’ın şüpheli ölümüyle başlıyor. İlk bakışta her şey trajik bir intihar gibi görünse de adli tıbbın ve keskin gözlerin devreye girmesiyle işler bambaşka bir boyuta evriliyor. Emre’nin yaka düğmesinin kopuk olması, sahte olduğu grafoloji raporuyla kanıtlanan o intihar notu ve asıl ölüm nedeninin egzoz gazı değil de şarabına karıştırılan bir zehir karışımı çıkması... •Hikâyenin kalbinde ise Nazlı var. O en trajik ve gizemli karakter. Nazlı, çocukluğundaki o büyük olaydan beri stres anlarında dünyadan kopan, ruhunun ikiye ayrıldığını hisseden bir kadın. O boşluk zamanları ve dissosiyasyon sahneleri beni çok etkiledi. Kendi kocasının ölüm gecesini hatırlayamayan bir kadının çaresizliğini, o vicdan azabını resmen yaşadım. Nazlı suçlu mu, yoksa geçmişinin bir kurbanı mı? Bu soruyu sormaktan beynim yandı. Mehmet Ali Başkomiser; Sert, disiplinli ama bir o kadar da sezgileri güçlü. Olayın peşini bırakmayan, her detayda mantık arayan o profesyonel duruşu hikâyeye müthiş bir ciddiyet katıyor. Özlem Komiser; Cinayet büronun tek kadın polisi olarak, o eril dünyada var olma çabası ve olaylara getirdiği farklı bakış açısıyla favori karakterlerimden biri oldu. •Yazarın bu kitapta ilmek ilmek işlediği bir felsefe var: Bumerang Etkisi. Hayat bir sarkaç gibidir; ne yaparsan o sana döner, hiçbir günah cezasız, hiçbir fedakârlık ödülsüz kalmaz. Kitabın her sayfasında altını çizdiğim o felsefi dokunuşlar, konuyu sadece bir katil kim hikayesi olmaktan çıkarıp derin bir
Ölü Kuşların SessizliğiBaşak Sayan · İthaki Yayınları · 2026914 okunma
Var olmama yetersizliği hayaletlerle bağ kurdurur.
8/10
·376 syf.··
2026 26. kitabı
Roman, 1800-1850 yılları arasında Monarşi'nin hüküm sürdüğü Fransa da küçük bir kasabada geçen ailenin trajik öyküsünü anlatıyor. Sosyal kontrol'un etkin olduğu bir toplumda yaşanılır. Romanda, Charles, (doktor) Emma, (Charles'in eşi) Emma'nın aşkları Rodolphe ve Leon, bir de zengin aristokrat tüccarı Lherureux, eczacı Homais, Emma'nın babası Rouault var. Ana iki karakter üzerinden bakıyorum. Emma ve Charles, iki ayrı dünyanın insanı, Emma ile Charles 'in kaderi Charles'in Emma'nın babasının çiftliğine doktor olarak hasta bakımı için gelmesiyle kesişir. Charles Emma'yı ilk görüşte etkilenir, aşık olduğunu düşünür. Emma ise, kasaba hayatının bunaltısından kurtulmak için evlenmeyi kabul eder. Emma'nın ailesi orta halli bir aile, Emma duyguları yoğun bir kadın, Charles'in ilk eşi ölür, aslında duygusal derinliği olmayan mazbut bir adam desem yeridir. Doktor Charles Emma'nın babasıyla arkadaş gibi olurlar, eşinin ölmesi nedeniyle biraz da acıma duygusuyla yaklaşır Emma'nın babası. Emma'yı babasından ister, evlenirler. Berthe isminde kızları olur. Normal akışında hayat ilerler, Emma'nın mutsuzluğu başlar. Hatta Charles'e karşı çok soğuk ve sert tulumları girer, adam Emma ya aşık, hep alttan alan sakin bir karakter. İlk zengin toprak sahibi Rodolphe ile tanışır, Rodolphe aslında hovarda birisi, zevkini seven, anı yaşayan bir tip. Emma bir taraftan ona tutkun, korku ve toplum baskısından dolayı geri durur, tutkular çok baskın ama bir şey yapamıyorlar. Tutkulu bir aşk, uzak tutan baskın bir kültür var. Bu elbette Emma ya acı veriyor. Sonunda Rodolphe terk edip gider. İkinci olarak sevdiği Leon'la da grift bir aşk başlar, önce korkulu bir kabus gibi başlar, sonra Emma buna biraz daha yakınlık gösterir bununla ciddi bir aşk yaşar. Fakat zamanlar Emma
Madam BovaryGustave Flaubert · Karanfil Yayınları · 201640,9bin okunma
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
9/10
·384 syf.··
2026 20. kitabı
Ted karısının ve iki çocuğunun gittiği seyahatten dönmeden önce, planladığı şeyi yapmak üzere her şeyi hazırmıştır. Vasiyetnamesi bile hazır olmakla birlikte sadece düşüncesini faliyeti geçirmek kalmıştır geriye. Bunu yapmak üzere eline silahı alıp, şakağının üzerine koyar ama tetiğe basacağı sırada kapı çalmaya başlar. Ted duymazdan gelip yine işine odaklanır. Ama kapı yine çalar, üst üste ve ısrarla çalmaya devam edince Ted kapıdaki kişiyi geri göndermek üzere seslenir. Tam o sırada yanında duran masada bir not görür. Kapıyı açmasının tek çare olduğunu söyleyen bir nottur bu. Kapıdaki kişi de yanı şeyleri söyler ve onu vazgeçirmeye çalışır. Ted notu kimin yazıp oraya koymuş olabileceğinin şaşkınlığı ve kapıdaki adamın ısrarıyla intihar girişimini yarıda bırakır. Kapıyı açtığında karşına çıkan adam ona bir teklif sunar. Başkasının onu öldürmesinin daha iyi olacağını böylece ailesinin intihar ettiği için üzülmemiş olacağını söyler. Ted iki kızının ve eşinin ardından ne kadar üzüleceğini düşününce teklifi kabul eder ama bunun için Ted’ in de onun durumunda olan bir kaç kişiyi öldürmesi gerekir. Ted ona söylenen iki kişiyi öldürür. Ertesi gün haberlerde cesetlerin bulunuşuyla ilgili haberleri izler ve sıranın ona gelmesini bekler… Bütün bunları, tabii cinayet işlediği kısımları gizleyerek bir kaç gün sonra terapistine anlatacak olan Ted gayet soğukkanlı bir katile dönüşmüş olur ama kafasını kurcalayan şeyler vardır.. • Ted psikolojik tedavi gören ve hayatına son vermek isteyen iki çocuk babası bir adamdır. İntihar etmek istediği anda ona engel olan adamla kendi hayatı arasında kısır bir döngü başlatır.. Bildiği çoğu şey aslında çok farklı olan, kafası oldukça karışık ve kendini bulmaya çalışan bu adamın hikayesi sizi oldukça etkileyecek. Kitabın sonunda ise çok
İyi AdamFederico Axat · Domingo Yayınevi · 2017515 okunma
3/10
·140 syf.··
2026 5. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 28 Mart 2026 21:00
Merhaba arkadaşlar, Nilgün Marmara'nın (1958-1987), Daktiloya Çekilmiş Şiirler adlı şiir kitabı hakkında bilgi vermeye çalışacağım. 1980'lerde edebiyat çevresi ile yakın ilişkisi olan Nilgün Marmara, 1987'de intihar etmiş ve ardında şiirler, metinler, günlüklerden oluşan bir yazı arşivi bırakmıştır. Eşi tarafından şiirleri 1988 yılında bastırılıp, Daktiloya Çekilmiş Şiirler adıyla yayımlanmıştır. Nilgün Marmara, şiirlerinde yalnızlık, varoluş sıkıntısı, ölüm düşüncesi ve kırılgan ruh hali gibi temaları işlemiştir. Marmara'nın şiirlerinde yoğun imge kullanımı, iç konuşmaya benzeyen bir üslup, bazen günlük notu tonuna sahip özellikler mevcuttur. Nilgün Marmara’nın şiirleri klasik ölçü ve kafiyeden çok duygu ve düşünce yoğunluğuna dayanır. (Alıntıdır) 136 sayfalık bu eseri okumaya başladığımda güzel şiirler, dizeler okumayı umuyordum ancak kelimeler, dizeler o kadar anlamsızdı ki zoraki bitirdim kitabı. Bir şiir ve birkaç dize dışında anlamlı bulduğum tek bir kelime bile yoktu. Sanırım yazarın trajedik intiharı sayesinde bu eser bu kadar ünlendi ve ön plana çıktı,içeriği pek tatmin edici değildi. Keyifli okumalar dilerim.
Daktiloya Çekilmiş Şiirler (1977-1987)Nilgün Marmara · Everest Yayınları · 20184,784 okunma
Puan vermedi·120 syf.··
2026 44. kitabı
·
9 saatte okudu
·
Okunma: 24 Mart 2026 22:45
İnsan doğasının karanlık yönlerine, derin tutkularına, inançlarına ve çelişkilerine odaklanan yazar, "intihar mektubu" niteliği taşıyan "Bir Budalanın Yaşamı" başlıklı öyküsü ve kendisinin hayatına son vermeden önce bıraktığı intihar notu başta olmak üzere yaşamının son döneminde kaleme aldığı eserlerden derlenen bu seçkide toplumun buhranlı haleti ruhiyesine de ayna tutuyor.
Bir Budalanın YaşamıRyunosuke Akutagava · Sel Yayıncılık · 2023193 okunma
9/10
·212 syf.··
2026 18. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 25 Mart 2026 09:36
1985, Lefkoşa sokaklarında ​bitr yanda Ajda Pekkan, Madonna ve Zeki Müren’in ezgileri yükselirken, diğer yanda karanlık, sessiz bir intikam filizleniyordu. "Hayalet Dörtlü" isimli kız grubunun içinde, Besime’nin desteğine rağmen Radiye’nin bitmek bilmeyen zorbalığına maruz kalan İnanç... ​O yılbaşı gecesi, tüm aile mütevazı bir sofrada toplanmış, neşeyle tombala oynuyorlardı. Kimse o gece çekilen kartların, bir arada geçirecekleri son huzurlu anlar olduğunu bilmiyordu. Radiye ve Süleyman, İnanç için korkunç bir şaka hazırlamıştı. Timur ve Besime bunu öğrenip engellemeye çalışsalar da başaramadılar.Radiye, İnanç’ı o çatıdan aşağı fırlattı. ​Radiye’nin ailesi gücünü kullandı, tanıklar susturuldu, polis dosyasına "talihsiz bir kaza" notu düşüldü. Ancak İnanç’ın ailesi, özellikle de anneannesi Sitare, bu yalana asla inanmadı. Besime, vicdan azabıyla İnanç’ın dönem ödevini Sitare’ye götürdüğünde, yaşlı kadın onu kadim bir uykuya daldırarak tüm gerçeği zihninden söküp aldı. ​İnanç’ın annesi yaşanan acıya dayanamayıp intihar ettiğinde, artık yas tutma vakti bitmişti. Sitare sıradan bir kadın değildi o damarlarında kadim bir nefret taşıyan bir cadıydı. Adalet sustuğunda Sitare neşterini eline aldı. Şeytanı çağırdığı o kan donduran ayinde Ay, huzur için değil, kanlı bir intikam için doğdu. ​"Korku sevgiden güçlüdür; zamanı geldiğinde seni hayatta tutar." ​İçimizdeki meleği uyutup şeytanı uyandıranların artık kaçacak yeri yok. Sitare’nin büyüsü toprağı sarstığında, 80’lerin o masum şarkıları yerini acı çığlıklara bırakıyor. Sonlar neler oluyor cevabı kitapta bulacaksınız. Sizce intikam, gidenleri geri getirir mi yoksa sadece içimizdeki karanlığı mı besler? ​Kitap beni 80’lerin o buram buram nostalji kokan atmosferinden alıp, gerilim dolu bir intikam yolculuğuna çıkardı. Korku
Cadı NeşteriGürkan Uluçhan · Herdem Kitap · 202624 okunma