Onu gerçekten sevmediğini şimdi anlamisti. Sevdiği şey Ruth değil, idealize ettiği, kendi kafasında yarattığı uhrevi bir seydi; kendi aşk şiirlerindeki ışık saçan ruhtu.
Haritasiz ve dumensiz kalmış, gideceği limanı olmayan bir gemiydi. Kendini akıntıya bırakıp sürüklenmek, en azından hareket etmek , hayatta kalmak demekti ki içini acıtan şey de zaten buydu; yaşamak.