Ah o unutulmaz günler! Şanve şöhret günleri! Anayurt dendi mi , nasıl da coşkuyla çarpardı Rus yüreği ! Nasıl da tatlıydı kavuşma anında akan gözyaşları!
Pek çok okuyorum. 1775'te yazılmış bir romanı 1829 yılında okumanın ne kadar tuhaf bir şey olduğunu bilemezsin . sanki ansızın konuk odalarımızdan çıkarak kaba ipek dokumayla kaplı eski bir salona giriyor , kuş tüyü , atlas koltuklara oturuyor ; çevremizde tuhaf giysiler içinde olmalarına karşın tanıdık yüzler görüp bunların, biraz daha gençleşmiş olan amcalarımız , ninelerimiz olduğunu anlıyoruz. Zaten genel olarak başkaca bir yararı yok bu romanların.
Zaten erkeklerin beğenme ölçütlerinin modaya , gel geç düşüncelere bağlı olmasına karşılık, kadınlara bu konuda duygu ve doğa gibi değişmez şeylerin kaynaklık edişi bundan değil midir?
Piyanoda eksik bir tuş nasıl hissedilirse, yokluğunun balolarda öylesine fark edildiğini söyledi. tümüyle aynı görüşteyim onunla. bu insan sevmezlik nöbetinin sürekli olmayacağını umuyorum hep. meleğim, dön! Yoksa masum gözlemlerimi paylaşacak , aklımdan geçen güldürücü eleştirilerimi anlatacak kimsem olmayacak bu kış. Hoşça kal sevgili dostum, düşünüp hatanı görmen dileğiyle!