İster üç bin yıl, ister otuz bin yıl yaşa, şunu unutma ki kimse yaşadığından başkasını yitirmez ve yitirdiğinden başkasını yaşamaz, bu yüzden en kısa yaşam ile en uzun yaşamın süresi aynıdır. “Şu an” eşit sürer hepsinde, geçmiş olan da öyle olmalıdır, nitekim yitirilen sadece bir andır. Kimse geçmişi veya geleceği yitiremez, öyle ya, insan sahip olmadığı bir şeyi nasıl yitirebilir?
Çünkü bir insana acımak bazen o kişide kendi acınacak yönlerimizi görmekten ya da görmezden geldiğimiz sadistçe eğilimlerimizin gerçekleştiğini gözlemlemekten dolayı yaşadığımız suçluluk duygularından da kaynaklanabilir. Bu anlam ele alındığında bir insana acıdığımız için bir şeyler vermek , vermek değildir. Üstelik , böylesi bir acıma duygusuyla kendisine bir şeyler verdiğimiz bir insanı umulmadık bir zamanda bize karşı düşmanca bir tutum içerisinde de bulabiliriz. Çünkü acındıran ve acıyan aslında aynı paranın farklı yüzleri gibidir .
Olaylar kendi başlarına ruhu etkileyemez, ona sızamaz , onu döndüremez veya hareket ettiremez; sadece ruh kendini döndürür ve hareket ettirir; olayları, hakkı olduğunu düşündüğü hükümlerine uydurur.
Bizi komşumuzla kavgaya sürükleyen sebep, hükümdarları savaşa sürükler; uşağınıza dayak atmanıza sebep olan şey krala bütün bir milleti mahvettirebilir. Onların istekleri de bizimkiler kadar sudandır ama kudretlileri daha fazladır; kral da, dilenci de aynı iştahla acıkırlar.