İpek Dadakçı

8/10
·448 syf.··
2026 18. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 05 Şubat 2026 17:06
Bir ailenin Asya’dan Batı Afrika’ya, oradan da Kanada ve İngiltere’ye uzanan dört kuşağının yaklaşık yüz yıla yayılan hikayesi “Bir Yangının Tarihçesi”. Hint asıllı Kanadalı yazar Janika Oza bu ilk romanı için ailesinin hikayesinden esinle yola çıkmış ama çokça arşiv taraması da yapmış, başka tanık ifadelerini de eklemiş. Yirminci yüzyılın başlarında Hindistan’da açılıyor hikaye; çok yoksul ve babasız bir çocuğun para kazanabilmek umuduyla Afrika’daki İngiliz sömürgelerine demiryolu inşaatında çalıştırılmak üzere yola çıkmasıyla başlıyor. Sonrasında onun çocuklarının ve torunlarının sömürge yönetimi ve askeri diktatörlük derken göçlerle şekillenen hayatlarıyla devam ediyor. Arka planda ailenin hikayesine çok güzel yedirilmiş tarihi olayları okuyoruz: Hindistan’ın bağımsızlığını kazanması, Pakistan’ın ayrılması, Afrika’daki İngiliz sömürgelerinin bağımsızlık mücadelesi ve güya bağımsızlıklarını kazandıktan sonra görünmez iplerle bağlı kalabilmeleri için çıkarılan karışıklıklar, çatışmalar film gibi akıp gidiyor. Göçlerin kuşaktan kuşağa yayılan etkilerini görüyoruz her şeyden önce. Aidiyet, kimlik, kültür, yabancılaşma, ötekileşmeyi ve tüm bunların farklı kuşaklarca nasıl yaşandığını çok güzel anlatmış Oza. Gitmekle kalmak arasında sıkışıp kalmayı; ardında bıraktıklarını, kopmayı ve kopamamayı, kök salmayı ve tam tersine köklerinden kopup başka bir mozaiğin parçası olabilmeyi düşünüyorsunuz okurken. Ben çok seviyorum bu temalarda yazılan kitapları. Yazarın dili sadece ve oldukça akıcı; okurken sizi alıp götürüyor. Kusursuz bir roman mı, değil. Bence ilk iki kuşağın hikayesi daha çok derinleştirilmeyi hak ediyor mesela. Keza yazarın anlatımının da ilerledikçe daha oturduğunu, güzelleştiğini düşünüyorum. Ama bunlara rağmen çok güzel bir roman. Kuşaklara yayılan aile
Bir Yangının TarihçesiJanika Oza · Dedalus Kitap · 202575 okunma
Reklam

İpek Dadakçı

, bir kitap okudu
8/10
·448 syf.··
4 günde okudu
·
Okunma: 05 Şubat 2026 17:06
·
2026 18. kitabı
Janika Oza
8/10 · 75 okunma
10/10
·400 syf.··
2026 16. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 30 Ocak 2026 22:56
“Kasap” Amerikalı yazar Joyce Carol Oates’tan okuduğum ilk kitap ama o kadar iyi yazılmış ki hakikaten iyi yazarmış Oates, diye ikna oldum bile. Benjamin Labatut tarzında (ki çok severim) bilimin etikle ilişkisi üzerine bir kitap okuyacağımı zannediyordum, bu da var ama “Kasap” çok daha fazlası. Oates, tıp tarihinde önemli yeri olmakla beraber şöhretlerini borçlu oldukları buluşları etik ve insani değerler açısından sorunlu deneylere dayanan üç doktordan ilhamla çiziyor baş karakterini: “Modern Jinekolojinin Babası” Dr. Marion Sims, “Tıbbi Nörolojinin Babası” Dr. Silas Mitchell (ki kendisi Charlotte Perkins Gilman’ın da doktoruymuş ve “Sarı Duvar Kağıdı”na da ilham vermiş) ve New Jersey Tımarhanesinin direktörlerinden Dr. Henry Cotton. Bu doktorların hepsinin tıp tarihinde yadsınamaz bir yeri var; bugün hâlâ kullanılan cerrahi teknikler, tedavi yöntemleri ve tıbbi cihazların bir kısmı onların eseri ve fakat bu buluşları Afro-Amerikalı kadın köleler, akıl hastası veya kimsesiz kadınlar üzerinde yaptıkları insanlık dışı deneyler sayesinde. Bu doktorların üçünün hikayesinden tek ama çok acayip bir karakter yaratıyor Oates: Dr. Weir. Dr. Weir, ailesinde çok prestijli okullardan mezun, alanında çok başarılı doktorlar olan biri, kendisi alelade bir okulda okuyup taşrada doktor olunca kendini kanıtlamak için hırslanıyor. İlk deneyinde bir bebeğin ölümüne sebep olunca başka şehre taşınmak zorunda kalıyor. Önce varlıklı bir ailenin sözleşmeli işçilerini iyileştirmesi sonrasında New Jersey Tımarhanesi’nde zor bir doğumu gerçekleştirmesiyle şansı dönüyor ama aşağılık kompleksiyle hırsı gözünü kör edince işler çığrından çıkmaya başlıyor tabii. Tımarhanenin müdürü de olunca sınır tanımayan, korkunç deneylerine başlıyor kadınlar üzerinde ve “Jino-Psikiyatrinin Babası” olarak
KasapJoyce Carol Oates · Dedalus Yayınları · 202545 okunma
10/10
·112 syf.··
2026 15. kitabı
·
6 saatte okudu
·
Okunma: 27 Ocak 2026 17:00
“Toprağa ve Güneşe Saldırmak” Cezayir’in sömürgeleştirilmesi esnasında yaşananları anlatan çok ama çok iyi yazılmış bir kısa roman. 1840’ları, Cezayir’in Fransa tarafından işgal edilmesinden yaklaşık on yıl sonrasını anlatıyor Mathieu Belezi ve iki koldan ilerletiyor hikayeyi: Bir koldan, kendilerine ait bir toprak parçasına sahip olabilmek umuduyla, tarım kolonisi kurmak üzere Afrika’ya gelen yoksul Fransızların hikayesini okuyoruz. Diğer koldan ise bir grup Fransız askerin gözünden kıyıma, katliamlara tanık oluyoruz. Tarım kolonisi kurmak üzere Cezayir’e gelen Fransızları oldukça çetin şartlar bekliyor: salgın hastalıklar, Arap direnişçilerin saldırıları, yabancı iklimin koşulları ve yoksullukla mücadele ediyorlar. Askerlerin tarafında yaşananlar ise kan donduran cinsten ve yazar her şeyi tüm çıplaklığı ve sertliğiyle anlatıyor “Kan Banyosu” adını verdiği bu bölümlerde. Katledilen bedenler, tecavüze uğrayan kadınlar, yakılıp yıkılan köyler, evlerinden mağaralara kaçıp burada da dumanla boğulanlar…Akıl almaz bir vahşeti okuyorsunuz. Sömürgeciliğin ne olduğunu her şeyiyle anlatıyor Belezi. Kitlelerin nasıl manipüle edildiğini; insanın insana nasıl ‘karşı taraf’ ya da ‘düşman’ haline getirildiğini ve o noktadan sonra ne kadar zalimleşebileceğini; yol yapmak, barış ya da ‘medeniyet’ getirmek adı altında yapılanları gözler önüne seriyor. Sömürgeciliğin bugün bile tabu olan, yüzleşmeye yanaşılmayan gerçeklerini sakınmadan anlatıyor, nitekim birkaç yayınevi tarafından geri çevrilmiş eser, şaşırtıcı değil. Ancak yazarın anlattıkları kadar üslubuyla da çarpıcı olduğunu söylemek gerek. Yazarın kendine has, şiirsel, noktalama işaretlerini pek kullanmadığı anlatımı okurken insanın içine nüfuz ediyor. Buna anlatılanların ağırlığı ve gerçekliği de eklenince çok güçlü bir metin
Toprağa ve Güneşe SaldırmakMathieu Belezi · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2026124 okunma