Derya deniz Latin Amerika edebiyatının deli işi metinlerinden, cevherlerinden biri “Büyük Ev”. Tarihe Muz Katliamı olarak geçen, 5-6 Aralık 1928’de Kolombiya’da United Fruits Company için çalışan muz işçilerinin grevinin muhafazakar hükümet ve ordu tarafından kanlı bir şekilde bastırılmasını, gerçek ölü sayısının hiçbir zaman bilinmediği işçi katliamını konu alıyor. Konusuyla Marquez’e de ilham vermiş kitap ama asıl Alvaro Cepeda Samudio’nun anlatımı eseri bambaşka bir yere taşıyor.
Sadece kısa ve basit cümlelerden oluşan diyaloglarla ilerleyen bir ilk bölüm karşılıyor önce okuru; grevi bastırmak üzere bölgeye gönderilen askerlerin konuşmaları bunlar. Kısa ve basit cümlelerle kocaman bir resim nasıl çizilir, bütün bir hava nasıl solutulur dersi veriyor yazar burada adeta. Sonraki bölümlerin çoğunda, bölgenin varlıklı, toprak sahibi ailelerinden birinin hikayesini, farklı aile bireylerinin seslerinden dinliyoruz; bu kısımlar gerek bilinç akışı tekniğinin kullanımı gerekse ailedeki yozlaşmayı, çürümeyi, dağılmayı ele alması bakımından oldukça Faulknervari, ki yazar bir Faulkner çevirmeni. Bunların haricinde yine resmi bir belge, anlatıcı gibi farklı seslerle ilerliyor hikaye. Ve tüm bu parçalar bir araya gelince birbirini tamamlıyor.
Dikkatle, odaklanarak okunması gereken kitaplardan biri bu, buna rağmen kaçırdığınız şeyler olabilir. (Hatta bazı yerleri iki kere okumama rağmen bir iki noktayı ben mi anlamadım, yazar farklı yorumlara açık bırakmak mı istedi hâlâ emin değilim ben de.) Fakat böyle bir metni okumak da bambaşka br tecrübe, bambaşka bir haz gerçekten. Kasabanın anlatıldığı, daha doğrusu 1,5 sayfada röntgeninin çekildiği bir bölüm var ki mesela, nasıl bir maharettir bu, demeden geçmek mümkün değil, keza aile bireylerinin konuştukları bölümlerin her biri