İpek Dadakçı

İpek Dadakçı

, bir kitap okudu
9/10
·191 syf.··
34 saatte okudu
·
Okunma: 11 Nisan 2026 22:14
·
2026 49. kitabı
Romain Gary (Emile Ajar)
8.1/10 · 136 okunma
Reklam
10/10
·447 syf.··
2025 75. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 12 Temmuz 2025 16:08
Bu, nasıl bir ilk roman olabilir, nasıl sadece yirmi üç yaşında biri tarafından yazılmış olabilir, inanılmaz! Perulu yazar Mario Vargas Llosa, kendi askeri okul yıllarından hareketle, Lima’da bir askeri kolejde yaşananları anlatıyor. Bizim de “delikanlılık, adam olmak, erkek adam” şekillerinde karşımıza çıkan, muzdarip olduğumuz hegemonik erkekliği ele alıyor bu hikayeyle. Toplumun belki de bu konuda en kokuşmuş kurumlarından biri olan askeri bir okulda erkeklerin nasıl şartlandırıldığını, nasıl toksik ve çarpık bir erkeklik algısının inşa edildiğini gösteriyor. Şiddet, ırkçılık, cinsiyetçilik başta olmak üzere a’dan z’ye hegemonik erkekliği görüyoruz; öyle ki siz de okurken öfke, tiksinme gibi pek çok olumsuz duyguyu yaşıyor ve aynı zamanda okuduğunuzun gerçekliği karşısında dehşete ve ümitsizliğe kapılıyorsunuz. Yine bununla bağlantılı, otoriter baba figürünün de üzerinde duruyor. Militarizm, bürokrasideki çürümüşlük, toplumun farklı sosyal sınıfları arasındaki ayrılık ve ırkçılık da eleştiri oklarının diğer hedefleri. Ancak romanı çok iyi yapan, anlattıklarından çok anlatma şekli. Llosa eserlerinde sonrasında da sıkça göreceğimiz üzere, bu kitapta da zamanda gidiş gelişler söz konusu: farklı karakterlerin hikayelerini kronolojik olarak karışık sıralanmış kesitlerle ilerletiyor yazar. Bunun yanında, anlatıcı sürekli değişiyor ve farklı karakterler birinci tekil ağızdan konuşuyor. Ancak bunları öyle ustalıklı bir şekilde yapıyor ki anlatım asla aksamadığı gibi küçük detayları yakalayıp parçaları bir araya getirmek çok keyif veriyor okurken. Bazen -ama çok kararında- kıvrandırıyor ama hiç tekrara düşmüyor, bir detayı atlamıyor, boşluk ya da çelişki olmadan tüm resmi oya gibi yavaş yavaş işleyerek tamamlıyor. Ben bu kadarının tecrübe ya da çalışmaya olmayacağını, daha
Kent ve KöpeklerMario Vargas Llosa · Can Yayınları · 202124 okunma
8/10
·336 syf.··
2026 47. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 05 Nisan 2026 22:01
Hayatının son günlerini yaşayan, kanser hastası, yaşlı bir adamın bir yaşındaki torunuyla kurduğu bağla beraber dünyaya ve geçmişine dönüp başka gözle bakmasının hikayesi “Etrüsk Gülümsemesi”. Bir bebekle vakit geçiren ya da başka bir deyişle onunla beraber yeniden büyüyen herkes gibi masumiyetin, sevginin, bağlanmanın, adanmışlığın en saf, en benzersiz hallerinin hayatın son demlerinde yeniden keşfinin ve bu keşifle beraber geçmiş, bugün ve ‘son’la ilgili her şeyin de bambaşka görünmesinin hikayesi. Salvatore, İtalya’nın güneyinde, küçük bir kasabada yaşayan ihtiyar bir adam. Hasta olduğunu öğrenince tedavi olmak amacıyla Milano’da yaşayan oğlunun yanına geliyor ama oğluyla ve özellikle geliniyle ilişkisi oldukça mesafeli. Burada bir yaşını yeni dolduran torunuyla tanışıyor ve günden güne ona bağlanmaya başlıyor. Torununu kendi kültürüyle büyütmek, ona dünyayı kendi gözünden göstermek, bildiklerini ve tecrübelerini ona da öğretmek istiyor. Burada hem İtalya’nın güneyiyle kuzeyi arasındaki kültür ve yaşam farklılıklarını anlatıyor yazar hem de sanırım her kültürde rastlanan ‘anam babam usulü’ çocuk büyütmekle bilimsel ve çağdaş metodların çarpışmasını işliyor. Eski bir partizan olan Salvatore, ülkenin tarihine değinirken hatırlamak, hafıza ve geçmişle hesaplaşma üzerine de düşündürüyor. Yazarın karakter yaratma becerisi muazzam. Huysuz, torununa diğer her şeyle beraber ‘toksik erkeklik’ öğretmek isteyen bir ihtiyarı yani aslında bir anti-kahramanı öyle güzel yaratmış ki hem ona, özellikle mizojini dolu görüşlerine sinirleniyor ama hem de üzülüyor ve sempati duyuyorsunuz. Hatta ben bir yerden sonra ona kendini kötü hissettiren gelinine daha çok doldum. Keza bebekle kurulan bağ ve bu bağ sayesindeki günden güne değişim de çok gerçekçi aktarılmış, nitekim arka kapakta
Etrüsk GülümsemesiJose Luis Sampedro · Paris Yayınları · 20264 okunma
8/10
·312 syf.··
2026 44. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 28 Mart 2026 21:28
Fas asıllı Fransız yazar Leila Slimani, kendi ailesinin hikayesinden esinlenerek yazdığı “Başkalarının Ülkesi” üçlemesinde bir ailenin üç kuşağının hikayesiyle beraber Fas’ın altmış yıllık siyasi ve toplumsal portresini çiziyor. Serinin adını taşıyan ilk kitap 1947 yılında açılıyor. Fransa’nın Alsace bölgesinden bir kadınla, İkinci Dünya Savaşı’nda Fransa için savaşmış Faslı bir askerin evlenip Fas’ın kırsal kesiminde bir çiftlikte yaşamalarını konu alıyor. Arka planda, Fransa’nın sömürgesiyken bağımsızlık mücadelesi veren Fas’ı okurken, bu ortamda bir Faslı için bir Fransızla evli olmak (ve tam tersi) ne demek mükemmelen işliyor yazar. Slimani’yi tanıyan okurları şaşırtmayacak şekilde kadınların toplumdaki yeri kurgunun merkezinde yer alıyor. Ailenin ikinci kuşağının hikayesine odaklanan ikinci kitap “Dans Edişimize Baksana” 1968’den devralıyor hikayeyi ve 1974’e dek uzanıyor. Bağımsızlık sonrası dönem Fas’ında iki kültürlü, iki dinli ve iki dilli bir ailede yetişen karakterlerimiz adeta kimliğini bulmaya çalışan ülkeyi temsil ediyor. İki ayrı dünya arasında bocalayan toplumda farklı sosyal sınıflardan insanları tanıştırıyor bize Slimani ve yine kadın merkezli bir hikaye kuruyor. Son kitap “Ateşi Yanımda Götüreceğim” 1980’ler Fas’ından başlıyor anlatmaya ve 2000’lere dek geliyor. Yine değişen dünya şartlarında hem kendi kimliğini bulmaya çalışan hem de sürekli iki uçta bocalayan ülkeyi okuyoruz. Üçüncü kuşakla beraber bireysel hayatlar da epey değişiyor. Bu kez dönemin Fas toplumunda queer bir birey olmayı işliyor Slimani. Globalleşen dünyada bazı sınırların hâlâ ne kadar keskin ve bazı yerlerin hâlâ -fiziken olmasa da- ne kadar uzak olduğunu gösteriyor. Çok beğenerek okudum seriyi. Değişen yıllarla beraber hem bir ülkenin hem de toplumdaki bireylerin -biraz da
Başkalarının ÜlkesiLeila Slimani · Kırmızı Kedi Yayınevi · 2021133 okunma