Her doğum acı, kan ve gözyaşıyla olur hayatım. O güvenli, sessiz zindanından kurtulan bütün bebekler ağlar. Yine de, rahimde kalsa asla büyümez, asla olgunlaşamaz. Başka bir bedenden beslenerek yaşayan bir parazit olur. İşte biz de buyuz. İşte bu hale geldik! Görmüyor musun? Anlayamıyor musun?
İnsan labirentte, içgüdülerini ince, keskin bir uç gibi bilemelidir, neredeyse bir hançerin, bir kılıcın ağzı kadar keskin, çünkü içgüdüler de hayatta kalmak için kullanılan silahlardır ve sık sık, en az çelik kadar faydalı olduklarını kanıtlarlar.
Ne var ki insan, hakkında iyi düşünceler beslediği dünyanın mahvolmuş olduğunu keşfetmeye görsün bir kere. İnsanın altın çağının geri gelmeyeceğini, zaten hiç olmadığını, ömür denen şeyin boş bir umudu beslemekten ibaret olduğunu anlamaya görsün. İnsan, insan denen varlığın en iyimser oranla yarısının şerefsiz mahlükat, diğer yarısının da bu şerefsiz mahlükatın oyuncağı olduğunu fark etmesin bir kere.
İşte orada yeni bir ülke başlar. Bu ülke bir hayaldir aslında, bir umut, öncesiz ve sonrasız, anlık bir anlamdır sadece. Ama burası en onursuzca çöküşten doğan onurun ülkesidir. Burası Phoenix müdürüm.
Burada kendini yakarsın, kendinle birlikte zalimleri de yakarsın ve küllerinden yeniden doğarsın. Doğmasan da ne gam! Var olan dünya öyle kirli ki. Öyle acımasız, öyle gaddar ve haşin ki.| Yeniden doğsan da aynı dünyaya geleceksin, gelme. Yeniden doğma. Phoenix’in küllerinde kal.