Cengiz Aytmatov ile tanışma kitabımdı Gün Olur Asra Bedel.
Bu tarz kitaplar için şöyle bir tanımlamam var benim; 'varış noktasının değil, yol üzerindeki çiçeklerin ve dikenlerin anlatıldığı kitaplar.' Yani bu kitabı aslında bir yere varmak için değil, yolculuğu anlamak için okuyorsunuz da diyebilirim.
Öyle bir gün gelir ki, bir gün değil bir asır yaşar insan. Öyle bir gün gelir ki bitmek bilmez, sürer gider, bir ömre bedel olur... İşte kitapta tek bir güne sığdırılan birkaç ömrü okuyorsunuz aslında. Sadece ömürleri değil, toplumları, devletleri, coğrafyaları, baş kaldırıları ve boyun eğmeleri okuyorsunuz.
Sovyetler Birliği'ndeki Sarı-Özek'in uçsuz bucaksız bozkırlarında aslında bir cenazeye katılmak için bir yolculuğa çıkıyor, dostluktan, ülke yönetimine, geçmişten geleceğe derinlemesine bir hikayenin içine dalıyorsunuz. Masal içinde masal okuyorsunuz.
Kitaptaki her karakterle farklı duygulara giriyor, kah kızıyor, kah hüzünleniyorsunuz. Kimi zaman gözlerinizin dolmasına engel olamıyorsunuz.
Kitapta tek bir şeyden bahsedilmiş demek çokça hatalı olur. Toplum incelemesinden aile ve dostluk kavramına, uzaydan ülke yönetimine, komünizmden savaşlara ve barışlara kadar birçok kavramı ve konuyu bir arada okuyabileceğiniz, katmanları olan ama katmanlar arasındaki geçişleri size hissettirmeyecek kadar kibar gerçekleştiren bir kitap bu. Masallarla, yerel efsanelerle dolu, doyurucu bir okuma hazzı sunuyor.
Genel olarak bilinç akışı yöntemi kullanılarak yazılmış bu kitapta zaman sıçramaları da kullanılmış. Yer yer leitmotiflerle renklendirilmiş. Ağır ve ağdalı olmayan bir dil, olabildiğince sade bir anlatım var.
Zaten kitaba başlar başlamaz Aytmatov'un dili kullanma becerisine hayran oluyorsunuz. Küçük bir tilki hikayesi ile başlayan kurgu, sizi yazarın ne kadar güçlü bir