Birini sevmeye başlamak bir anda olan bir şeydi ama birini sevmemek zaman alırdı. Bir evden çıkıp gitmek daha zordu; geçmişini, anılarını, yaşanmışlıkları ama en önemlisi alışkın olduklarını geride bırakmak gerekir. Oysa yeni bir eve girmek daha kolaydır, yeni olan şey insanı her zaman heyecanlandırır. Artık giyilecek kalmamış, ipleri sökülmüş, sünmüş eski hırkanı üzerinden çıkarıp atmak daha zordur ama yeni kıyafetler insanı hep heyecanlandırır. İnsan vazgeçmekten, elinde olanı bırakmaktan rahatsızlık duyar ama yeniyi daima kollarını açarak karşılar.
Ama yaşadıkça ve yalnızlaştıkça sevmemek kolaylaşır, güvenmemek kolaylaşır; bırakıp gitmek, vazgeçmek kolaylaşır. kolayca sevebilen insanlar ya çok güçlüdür ya çok tecrübesiz. Kolayca güvenebilenler ya hiç terk edilmemiştir ya da… Ya da çok incineceklerdir.
Hala kalbiyle yaşayan pek az insan kalmıştı. Ve onlardan biri yanımda uzanmış benimle birlikte yıldızları seyrediyordu ama gökyüzünde hiç yıldız yoktu, kalbiyle bakmayanlar için.
Bu bölüm, iki bin on bir kışında Beyoğlu'nda adını Lavin koyduğum, hayatımın ilk dal sigarasını uzatan elin sahibi; ruhu güzel kadına ithaf edilmiştir.
Bana, "Günün birinde sen de bedeninin sadece bir et parçası olduğunu anlayacaksın ve artık bana kızmayacaksın," demişti. "Çünkü sen çoktan ruhunu birilerine satmışsın."