“İşte insanda deneyimden deneyime geçebilme, istediği her şey olabilme yetisi var. Mutlu olur, mutsuz olur, zengin olur, çaresiz olur, sıkıntılı olur, güzel olur. İnsan her an ‘ben şu an neyim, kim oluyorum?’ sorusuna cevap verendir. Farkında olsa da olmasa da. Maalesef çoğunlukla farkında olmadan. ‘Ben …’im’ der insan. İsteksiz-im. Kurban-ım. Fakir-im. Yalnız-ım. Heyecanlı-yım. Her an oluşunu ortaya koyar. Hiçbir canlıda olmayan, dilediğini olabilme ve onu yaşayabilme yani bu seçim hakkı vardır onda.”
“İnsan çok değerliydi. Değerini bilip, değeri yaşama geri vermeli ve tekrar değer almalıydı böylelikle. İşte bu yüzden herkes olmaya geldiğinin en iyisini yapmaya çalışmalıydı bu dünyada. Her birimiz bunu hedeflemeli, yaşamımızda bunu hedefleyenlere yer vermeliydik. Ancak o zaman yaşanan deneyimler hep daha iyiye gidebilirdi. Yaşam o zaman bir harikalar diyarı olabilirdi.”
“İnsanlar şehir gibiydi. Bazı kötü yönleri var diye bütün şehirden nefret etmezdiniz. Sevmediğiniz yanları, birkaç tane tehlikeli ara sokağı ve mahallesi olabilirdi ama bir şehri yaşanır kılan şey iyi yönleriydi.”
“Nora, Neil’ın elmas hakkındaki yanlışını düzeltmedi. Kömürün de, elmasın da karbon olduğunu ama kömürün hiçbir basınç altında elmasa dönüşemeyecek kadar katışıklı bir karbon olduğunu söylemedi. Bilimsel olarak, kömürseniz kömür kalırdınız. Belki de hayattan alınması gereken esas ders buydu.”
Daha ziyade bizden hiç eksik olmayan acıya daima ayrı bir dışsal neden, adeta bir bahane ararız; tıpkı efendi sahibi olmak için özgür insanın kendine put yaratması gibi.