Okuduğum en güzel kitaplardan bir tanesi, belki de en güzeli.
İki Şehrin Hikayesi, Paris ve Londra arasında çeşitli bağlantıları olan insanlar üzerinden ilerliyor. Okumaya ilk başladığımda kimin kim olduğunu, nerede olduğunu anlamam zor oldu. Fakat sonra herkes konumunu aldı, satırlar aktı ve gitti.
1700'lerin son çeyreğindeyiz. Fransız İhtilali ile yüzleşiyoruz. Paris sokakları kana bulanıyor. Halkın nefreti, bazı karakterlerin intikam hırsı beni çok ürküttü.
Kişiler arasındaki ilişkiler kitabın sonlarında bile ortaya çıkabiliyor. Bazı şeylerin nedeni hemen açıklanmıyor. Kitabın içerisine öyle doğal yerleştirilmiş ki bunlar, bana açılan bir pencereden her şeyi izledim. O an orada olan sıradan bir kimse gibi.
Doktor Manette, kızı Lucie, damadı Darnay, dostu Lorry, yardımcıları Pross. Doktor Manette, Fransa'da haksız yere yıllarca hapishanede tutulduktan sonra özgürlüğüne kavuşuyor ve Londra'da yaşamaya başlıyorlar. Kızı, Darnay ile evleniyor. Yolları bir şekilde Paris'e düşüyor. Korkunç bir sistem var Paris'te. Fransız İhtilali ve onun nefret yönü. Giyotine verilen isimler bile birçok şeyi anlatıyor aslında.
Ve bir de Sydney Carton. Kendisinin unutamayacağım karakterler listesine ilk sıradan girdiğini söyleyeyim. Daha önce hiçbir karakterden bu kadar etkilendiğimi hatırlamıyorum. Kitabın son paragrafları, bana göre en özel kısımdı.
İki Şehrin Hikayesi, benim üzerine uzun uzun konuşabileceğim bir kitap. İncelemede neredeyse hiçbir şey diyemedim zira ilişkiler, sebepler önem arz ediyor.
Okuyacak olanlara şimdiden iyi okumalar.