bense bir okulda dil öğretmeni olmaya razıydım. çünkü sevdiğim bir konuyu okumaya karar vermiştim. lisede, seveyim sevmeyeyim her derse çalışmak, geçer not almak zorundaydım. ama beni gerçekten ilgilendiren bir konuyu seçersem, üniversite öğretimimin bir haz kaynağı olacağını düşünüyordum. nitekim öyle oldu da. üstelik, ancak anladığım ve sevdiğim bir alanda başarılı olabileceğimi biliyordum.
sovyetlerin maddeci tutumu tartovski'nin hoşuna gitmiyordu. o her zaman insanın ruhsal bir varlık olduğuna inanmıştı. filmlerine adeta tanrı'nın gölgesini düşürüyordu. "sanat yaratıcının aynadaki cilvesidir. biz sanatçılar bu jesti tekrarlamaktan başka bir şey yapmıyoruz. bu yüzden yaratandan bağımsız bir sanata inanmıyorum. tanrı'sız bir sanata inanmıyorum." der. tartovski herhangi bir ideolojinin savunuculuğunu yapmaz, filmleri bir anlamda tanrı'ya yakarıştır. "bir umudu dile getirmeyen manevi temeli olmayan hiçbir şeyin sanatla ilgisi yoktur. bunlar ancak parlak birer entelektüel analiz üzerine kurulmuştur."