Kitap boyunca özellikle karakterlerin iç dünyası o kadar gerçek ve yoğun hissettiriliyor ki çoğu yerde onların duygularını okuyor gibi değil, yaşıyor gibi hissettiriyor. Özellikle insanın anlaşılma ihtiyacı, yalnızlık hissi ve içinde büyüttüğü duyguları dile getirememesi çok etkileyiciydi.
Sabahattin Ali ’nin dili sade olmasına rağmen duyguları inanılmaz güçlü aktarabiliyor. Abartılı olaylar olmadan bile insanın içine işleyen bir duygu yaratmış.
Kürk Mantolu Madonna benim için sadece bir aşk hikayesi değil, insanın iç dünyasına, kırılganlığına ve bazen söylenemeyen duyguların ağırlığına dair çok etkileyici bir romandı.
Dokunmadan , hayatındaki yalnızlık, travmalar ve geçmişle yüzleşme üzerinden ilerleyen bir karakterin hikâyesini anlatır. Kitabın ana karakteri Adalet, duygusal anlamda insanlara ‘dokunmadan’ yaşamayı seçmiş; yani bağ kurmaktan kaçınan bir karakterdir.
Nermin Yıldırım bu hikâyede sadece bir karakter anlatmıyor, aslında insanın kendinden kaçışını, içselleştirdiği yalnızlığını , farkındalığını ve kırılganlığını çok gerçek bir şekilde ortaya koyuyor.
Kitabın dili oldukça akıcı ama asıl etkileyici olan, insanın içine işleyen o duygusal derinliği. Bazı cümleler gerçekten durup düşündürüyor.
Dokunmadan , bittiğinde insanın içinde bir iz bırakan, sessiz ama güçlü bir roman. Yalnızlık ve içsel yüzleşme temalarını sevenler için kesinlikle okunması gereken bir kitap.
Alıntı:
__“Bir hayatım daha olsa, korkmadan dokunmak için yaşardım onu. Bir keklik beslerdim ellerimle, varsın uçsun sonunda. Bir çiçek büyütürdüm, varsın solsun sonunda. Bir omuz ısıtırdım, varsın gitsin sonunda. Dokunurdum. Ben eriyene dek, o eriyene dek, biz hiçleşip karışıncaya dek bu derin boşluğa, dokunurdum. Ama yok bir hayatım daha. Bir hayat daha yok.
Yok.”__