irem

irem
@iremydd
her şeyin tam anlamıyla farkında olmak bir hastalıktır; hem de tümüyle gerçek bir hastalık. bonae quieti
Beni bütün dünya öldürecek. En derinde benim cesedim olacak ancak bedenimi toprak bile kusacak. Aranızdayım her gece. Dolaşıyorum sokaklarda, sol elimde Şam’dan getirdiğim yakutlu hançerimle.
Sayfa 27
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
zelda’nın da dediği gibi; Biliyorum, bir gün dayanamayacak küçük kalbim. Arkamı dönüp inandığım ve güvendiğim her şeye veda edeceğim.

irem

@iremydd
·
intihar bazen de geride kalanlara bir suçlama değil, ait olduğun yere varma isteği olabilir. anlaşılamamak bence çok bir mesele değil artık fakat akışa uyum sağlayamamak, insanlar gibi ve onlar için üretim ve tüketim yapamamak,belki çoğu zaman dışarıdan garip algılanmak, içindeki buhrandan kimseye bahsedememek, sessiz sedasız gürültülü çığlıklar atmak, diğerleri tarafından ‘romantik’ , ‘aşırı hassas’ , ‘fazla duygusal’ ilan edilmek, ruhuna dokunabilecek bir şey aramak ama bunları hep geçmiş zamanda bulmak, tam bulduğunu zannettiğinde de hüsrana uğramak, belki içindeki bir yere ait olma isteğinin üstesinden gelememek, geçmiş yılların, geçmiş ruhların, diğerlerinin ıstırabını çekmek, belki varoluş savaşını çok güçsüz bir ruh ve bedende vermek, sonsuz bir yalnızlık içinde olmak, ruhunun süresizce bu derin acıya maruz kalacağına inanmak, bu inancı zihninden asla atamamak, tanrıya inanmak ama ondan nefret etmek, belki intihar sadece biraz şefkat bulacağın bir ‘yer’e gitmek istemek, çocukluğunda tattığın ama acımasızca elinden alınan o sevgiyi aramak, düşmanlarına karşı intikam dolmak bununla kavrulmak fakat intikam alamayacak kadar narin olmak, belki de intihar bazen bu demektir.
intihar bazen de geride kalanlara bir suçlama değil, ait olduğun yere varma isteği olabilir. anlaşılamamak bence çok bir mesele değil artık fakat akışa uyum sağlayamamak, insanlar gibi ve onlar için üretim ve tüketim yapamamak,belki çoğu zaman dışarıdan garip algılanmak, içindeki buhrandan kimseye bahsedememek, sessiz sedasız gürültülü çığlıklar atmak, diğerleri tarafından ‘romantik’ , ‘aşırı hassas’ , ‘fazla duygusal’ ilan edilmek, ruhuna dokunabilecek bir şey aramak ama bunları hep geçmiş zamanda bulmak, tam bulduğunu zannettiğinde de hüsrana uğramak, belki içindeki bir yere ait olma isteğinin üstesinden gelememek, geçmiş yılların, geçmiş ruhların, diğerlerinin ıstırabını çekmek, belki varoluş savaşını çok güçsüz bir ruh ve bedende vermek, sonsuz bir yalnızlık içinde olmak, ruhunun süresizce bu derin acıya maruz kalacağına inanmak, bu inancı zihninden asla atamamak, tanrıya inanmak ama ondan nefret etmek, belki intihar sadece biraz şefkat bulacağın bir ‘yer’e gitmek istemek, çocukluğunda tattığın ama acımasızca elinden alınan o sevgiyi aramak, düşmanlarına karşı intikam dolmak bununla kavrulmak fakat intikam alamayacak kadar narin olmak, belki de intihar bazen bu demektir.
Yatağımın karşısında bir pencere var. Odanın duvarları bomboş. Nasıl yaşadım on yıl bu evde? Bir gün duvara bir resim asmak gelmedi mi içimden? Ben ne yaptım? Kimse de uyarmadı beni. İşte sonunda anlamsız biri oldum. İşte sonum geldi. Kötü bir resim asarım korkusuyla hiç resim asmadım; kötü yaşarım korkusuyla hiç yaşamadım.
İnsanı sessiz kalmaya zorlayan acı, onu bağırmaya zorlayan acıdan çok daha ağırdır. Furuğ Ferruhzad