Öncelikle, ben Mansur El Sabah ile orta okul dönemimde tanıştım. Üye olduğum ilçe belediye kütüphanesinde, yayımlanmış iki adet kitabı vardı. Ben o dönemde, ilgimi çektiği için Tüketim Cumhuriyeti'ni okudum ve çok beğendim.
Aradan 15 yıl kadar geçti ve geçen günlerde yine aynı belediye kütüphanesine giderek, bu sefer de yayımlanan ilk kitabı olan Radyonun İçindeki Adam'ı okudum.
Genel olarak, kitabın ilk yarısı, radyo ve radyo programcılığı ile ilgili bilgiler, terimler ve yazarın radyoculuk kariyeri ile ilgili anıları ve anekdotları yer alıyor. İkinci yarısı ise yazarın hayata, insanlara ve topluma karşı bakış açısını betimleyen, kişisel görüşlerini gerek anılarla, gerek fıkralarla, gerek hikâyelerle, gerek de özdeyişlerle açıkladığı ve edebî değeri olmayan yazılardan oluşuyor.
Beni en çok rahatsız eden durun ise, yazarın kendi yazısından mı yoksa yayınevinin hatasından mıdır, bilmiyorum ama kitapta çok sayıda yazım ve imlâ hatası mevcut. Bu yüzden, kitabı okurken akıcılığı engelliyor.
Yazarın yayımlanmış iki adet kitabı da, uzun süredir yeni baskı yapmıyor. Kitapları, ikinci el kitap satan sitelerden ve sahaflardan temin edebilirsiniz.
Kitabın asıl amacı, üzerinde yazdığı gibi "Japonların uzun ve mutlu yaşam sırrı"nı okuyucuya anlatıp paylaşmak. Kitabın içeriğinde olmayan tek şey ise, "Japonların uzun ve mutlu yaşam sırrı" :")
Erken kalkıyorlarmış, ömür boyu bir alanda meslek edinip, onunla ömür boyu uğraşıyorlarmış, emeklilik kavramı yokmuş, sağlıklı ve dengeli beslenip, spor yapıyorlarmış vs. işte.
Bu kitabı okumadan önce gereksiz yere beklentiye girmiştim ama kitabı zar zor bitirdim. O kadar dolaylı yoldan anlatmaya gerek yok, "para var huzur var" demek yeterli. Uzun zamandır bu kadar kötü bir kişisel gelişim kitabı okumamıştım. Kitabı geçen sene okudum galiba ama bir tane kelime bile hatırlamıyorum. Otur, sıfır!
Agatha Christie'nin, romanın sonundaki ters köşe (plot twist) ile "Yok artık! Vay anasını!" tepkilerini vereceğiniz, aslında harikulade ama en underrated eseri.
1920'ler Amerika'sına hoşgeldiniz azizim! Lütfen kendimi tanıtmama izin veriniz. Benim adım James Gatz; ya da Amerikan eşrafının ve medyasının bildiği şekliyle Jay Gatsby. New York şehrinin Long Island adlı meşhur zenginlerin yaşadığı bir semtte oturuyorum.
İşte tam şurada da geniş bahçeli, kocaman havuzlu, içinde yüzlerce uşak çalışan, garajında onlarca araba bulunan... Hayır dostum, hayır. Ben orada oturmuyorum. Şu an baktığın East Egg yakasında Bay Tom Buchanan'lar oturur; ve inan bana felaket zenginlerdir azizim. Ben ise West Egg'de otururum. Hisse senedi ve tahvil satma gibi işlerle uğraşan sonradan zengin olanlar yaşar bu yakada.
Oturduğum ev bir saray yavrusudur ve hatta bir şatodan farksızdır. Haftada bir gece büyük bir parti veririm. Birkaç özel davetli dışında, herkese ücretsizsizdir. Evet azizim, tamamen ücretsizdir. Uşaklarım, aşçılarım, müzisyenlerim ve dansçılarım emrinize amadedir. İstediğiniz kadar yiyip içebilirsiniz. Bunun dışında, viskini yudumlayıp güzel bir kızla sohbet ederken, kim bilir, yanından bir milletvekili, Hollywood artisti veya yönetmeni ya da milyoner bir iş adamı geçerse sakın şaşırma azizim; çünkü hepsi partilerimin müdavimleridir.
Bu partilerde herkes dedikodumu yapar. Gazeteler ise benim haberlerim ile doludur. Geçmişim ve nasıl bu kadar zengin olduğum hakkında o kadar çok budalaca komplo teorileri üretilir ki, gülmekten altına kaçırabilirsin azizim.
Neler yok ki: Kaiser Wilhelm'in kuzeni olduğumu, vaktiyle birini öldürdüğümü, savaşta Almanlar hesabına casusluk yaptığımı, içki kaçakçısı olduğumu, Oxford'a gittiğimi, eczane dükkanlarımın falan olduğunu yazıp çizerler. Hatta birisine göre, Kanada'ya kaçak içki sevk etmek için yer altından boru hattı döşemişim. Bu zırvalıklara inanabiliyor musun azizim?
Bay Tom Buchanan'dan