Bay Bagnet'in doğum günü değil. Bay Bagnet bu hadiseyi müzik aleti işinin hayhuyu içinde, kahvaltıdan önce çocuklarını fazladan bir şapırtıyla öperek, öğle yemeğinden sonra fazladan bir pipo daha içerek ve akşama doğru zavallı anacığnın neler düşündüğüne kafa yorarak -annesinin yirmi yıl önce vefat etmiş olması sebebiyle yoruma fazlasıyla açık bir konu- geçirir. Kimi erkekler babalarını nadiren anarlar; belleklerinin banka defterinde bütün evlatlık sevgilerini annelerinin hesabına aktarmış gibidirler. Bay Bagnet de bu erkeklerden. Belki de bizim hanımın maharetlerine duyduğu aşırı hayranlık kadın milletine büyük harfli bir Erdem atfetmesine neden oluyor.
Jo içeri getiriliyor, Bayan Pardiggle'ın Tokahupu Kızılderililerinden değil; Borrioboola-Gha'yla bir alakası olmadığından Bayan Jellyby'nin kuzucuklarından değil; uzakta olduğu, tanınmadığı için yumuşamamış; yabancı diyarların yetiştirdiği orijinal bir vahşi değil; sıradan yerli malı. Kirli, çirkin, bütün duyuları taciz ediyor, bedenen sıradan sokakların sıradan bir mahluğu, ruhen bir inançsız. Pisliği yerli pislik, kanını emenler yerli parazitler, vücudunda yerli yaralar, giysileri yerli paçavralar; İngiliz ikliminin ve toprağının mamulü yerli cehalet tabiatındaki ölümsüzlüğü yok olup giden hayvanlarınkinden de daha değersiz kılıyor. Öne çık Jo, bütün uyumsuzluğunla öne çık! Tepeden tırnağa alakaya değer tek bir şeyin yok. [Bayan Pardigle ve Jellyby; hayırseverliklerini Afrika ve Amerikadaki yoksullara yöneltirken bir kilometre ötedeki yerli yoksulları farketmeyen hanımlar.]
[Woodcourt: -] ... ama yüzünde öyle kendine has bir ifade var ki. Genç bir insanda böyle çarpıcı bir ifadeyi daha önce hiç görmemiştim. Sadece kaygı ya da usanç değil; ama sanki ikisi birden, sanki tamamına ermemiş bir ümitsizlik.
[Demirci ustası Bay Rouncewell -] "İşlerin yoğun olduğu, pek çok teşebbüsün yapıldığı şu günlerde, benim gibi insanların öyle çok yerde öyle çok işçisi var ki sürekli bir yerden bir yere gitmek zorunda kalıyoruz."
Sir Leicester demirci ustasının bu mekanda telaşa gerek olmadığını hissedeceğinden emin; sarmaşıklarla yosunların olgunlaşacak zaman bulduğu, boğum boğum karaağaçların ve gölgeli meşelerin yüz yıldır dökülen yapraklar ve eğreltiler arasında gömülü durduğu sessiz bahçeye kök salmış o tarihi evde, terastaki güneş saatinin asırlardır dilsizce, her Dedlock'un -yaşadığı müddetçe- ev ve arazi gibi malı olan bu Zamanı gösterdiği bu yerde telaşa gerek yok. Sir Leicester kendisinin ve Chesney Wold'un ataletini demirci ustalarının bitmek bilmez koşuşturmasının karşısına koyarak koltuğunda oturuyor.