Doğru söylüyordu. En azından doğru söylediğini düşünüyordu. Çünkü dünyanın en çabuk geçen, geçer geçmez de en hızlı yakalanılan hastalığına sahipti: Umut.
Sakin gökyüzü altında mezarların yanında biraz oyalandım. Fundalarla yaban sümbülleri arasında uçuşan pervaneleri seyrettim. Otları hışırdatan ılık rüzgarı dinledim. "İnsan nasıl olur da bu sakin toprağın altında yatanların rahat uyuyamadıklarını
düsünür?" diye şaştım.
Catherine Earnshaw, ben yaşadıkça sen de rahat yüzü görme! Seni ben öldürmüşüm, öyle söyledin. Sen de peşimi bırakma, öldürülenler katillerinin peşini bırakmazlarmış.
Ben hayaletlerin yeryüzünde dolaştıklarına inanıyorum. Her zaman benim yanımda ol. Dilediğin kılığa gir, delirt beni... Yalnız, içinde seni bir türlü bulamadığım bu çukurda beni bırakma. Ah Tanrım, anlatılamayacak bir şey bu... Ben hayatım olmadan nasıl yaşarım! Ruhum olmadan nasıl yaşarım!"