“herkes bir gün ölecek Firdevs. sen de, ben de. önemli olan ölene kadar nasıl yaşayacağımız.”
“nasıl yaşayacağız? yaşam çok zor.”
“yaşamdan daha sert olmalısın Firdevs. yaşam çok sert. gerçekten yaşayanlar yalnızca ondan daha sert olanlardır.”
geçmişimde, çocukluğumda kayda değer hiçbir şey yoktu; ne aşk ne de başka bir şey. bu yüzden benim söylediğim her şey gelecekle ilgiliydi çünkü gelecek, istediğim renklerle boyamak üzere hâlâ benimdi. özgürce karar vermek, istersem değiştirmek üzere hâlâ benim…
babamın evine döndüğümde, oraya ilk kez adım atan bir yabancı gibi, kerpiç duvarlara bakakalırdım. sanki orada doğmamışım da gökyüzünden apansız düşmüşüm ya da yedi kat yerin altından çıkmışım gibi neredeyse şaşkınlıkla, ait olmadığım bir yerde, benim olmayan bir evde, babam olmayan bir babayla, annem olmayan bir anneden doğmuşum gibi bakınırdım çevreye.