R.N. İrukin

Dani gibi bağlılık içinde olan bir halkın geleneksel inanç ve uygulamalarının bir göstergesi sömürgeci güçlere karşı verdikleri tepkidir. Çeşitli etnograflar küçük ve geleneksel toplumlarda yaşayan insanların Avrupalı idareciler ya da Hristiyan misyonerlerle kurdukları küçük bir temastan sonra, en önemli uygulamalarından birinden istekli şekilde vazgeçebildiklerini gözlemlemiştir. Papua Yeni Gine’nin dağlık bölgeleri boyunca yaşayan toplumlarda (Avusturalyalılarla temasa geçmeden önce) genç erkek çocukların, boğazlarını ve ağızlarını kabartan sönmüş kireci içmeye zorlandıkları, ısırgan otlarıyla dövüldüğü, su verilmediği, kanamaya sebep olmak için sidik yollarına dikenli ot sokulduğu , kusana kadar uzun şeker kamışlarının yedirilmeye zorlandığı ve daha yaşlı erkeklere oral seks ve ters ilişkiye girmeye zorlandıkları erkekliğe giriş törenleri yapmaları gerekirdi. Bu törenlerin, bu toplumlarda genellikle hayati bir rol oynadığı antropologlar tarafından düşünülürdü fakat Avusturalyalılarla temasa geçtikten hemen sonra bu toplumlardan önemli bir kısmı istekli bir şekilde bu erkekliğe giriş törenlerinin uygulamasını bırakmıştır.
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Aynı zamanda sati uygulamasının arkasında, ekonomik sebepler olduğu da gözlemlenmiştir. Bu durum özellikle Bengal’de yaygındı, zira erkek çocuğu olmayan dul bir kadın kocasının ölmeden sahip olduğu malvarlığı üzerinde ailenin diğer üyeleriyle eşit hakka sahipti. Hayatta kalan aile üyeleri bu yüzden dul kadını ölen kocasının yanında yanarak ölmeye ikna etmeye çalışarak ailenin malvarlığını korumak istemişlerdir (böylece kalan mallar ölen kocanın ailesine kalacaktı).
Gerçekten de Knud Rasmussen Iglulik Inuitleri arasından “akıllı bir adama” inançları hakkında soru sorduğunda: “Neye mi inanıyoruz? Biz inanmayız, sadece korkarız” cevabını almıştı. Inuitler arasında yer alan yüksek seviyeli korkunun toplam etkisini kıymetlendiremeyiz fakat muhtemelen tabuları bu insanlara fayda sağlamış gibi görünmemektedir. John Kennedy’nin bir keresinde gözlemlediği gibi, “… tabular insanların ortaya çıkardığı eserler arasındaki en vazgeçilmezleridir.” Inuitlerin tabularının çoğunluğu olmasaydı daha mutlu ve daha iyi adapte olacakları sonucuna varmak gereklidir. Bundan dolayı da diğer başka toplumların çoğunda da durum böyle olmuştur.
Uganda Sebeileri şiddetli baş ağrısı çeken bir kişinin başına ucu kızgınlaştırılmış mızrak başı bastırarak tedavi ettiklerinde, ağrı çeken kişiyi tekrar baş ağrılarından dolayı şikayet etmemesi konusunda ikna edebilmişlerdi, buna rağmen tedavinin acının kaynağına değindiğini söylemek pek mümkün değildir. Kenya Pokotları ise uzun zaman boyunca büyük bir taşla kafasına vurarak psikoza girmiş bir kişiyi zapt etmişlerdir. Bu tedavi yöntemi bazen olduğu gibi hastayı öldürme amacında olmadıkça önemli düzeyde tesirli gibi görünmemektedir.
Obezitenin kültürel bir seçim olması zararlı olabilir fakat aşırı kilolu hale gelme korkusu geliştiren bir inanç sistemi de zararlı olabilir mi? Batı Avrupa ve Amerika’nın birçok bölümünde başta genç kadınlar olmak üzere artan sayıda insanın aşırı kilolu olma korkusu toplam vücut ağırlığının yüzde 25’inin kaybı olarak tanımlanan anoreksiya nevroza geliştirmektedir. Hayal edilebilir her kriterlemeye göre, bir toplumun nüfusunu azaltma ihtiyacı hariç olmak üzere, anoreksiya nervozaya yol açan kilo kaybı maladaptiftir. Bu durumdaki genç kadınlar kısır olabilmekte, genç erkekler iktidarsız olma eğiliminde olabilmekte ve sonuç olarak bu durum yaşamı tehdit edebilmektedir.