İrem

8/10
·125 syf.··
2025 18. kitabı
Gogol'un mistik Slav anlatısını Gogol tarzı eklemeden anlattığı zevkli hikayesi. Din okulu öğrencisi tarafından öldürülen cadı, genç adamdan intikam almak için ölümünden önce derebeyi babasından kendine o din adamının dua etmesini ister ve ölür. Talihsiz kahramanımız kıpraşık bir ceset ve yeryüzünün en karanlık gücü olan Viy ile ucuza alınmış Ukrayna gezisi akşamı gibi üç berbat gece geçirir. Eser Slav paganizmine ve yaşamına dair birçok ipucu barındırıyor. Gorki'nin Sovyet öncesi dönemi anlattığı Çocukluğum eserinde insanların hristiyanlığı ne denli yanlış ve paganizmle iç içe yaşadığını görmüştük. O kitaptaki anlatımlar bazen insana "Yok artık, Gorki Sovyet kralcılığı yapmak için uyduruyor" dedirtiyordu. (Bknz. Gorki'nin Stalin'e tapması) Bu eserde görüyoruz ki Gorki o anlatılarında haklıymış çünkü Gogol, bu öyküde Slavlar için önemli bir sözlü geleneği yazıya aktarıyor. Bu da toplumun inanç eksenini gözler önüne seriyor ama konuya bu açıdan bakmayalım. Zaten Gogol de bu açıdan bakmıyor, alıştığımız okurla konuşan tatlı geveze karakterlerin ya da kılıçtan geçirmeyi hobi edinen bebek yazar dış sesinin hiçbiri yok. Bu sadece tatlı ve hafif korkunç bir Slav hikayesi. O yüzden eseri okurken içinde Gogol'ü aramayın. Öyle bir saklanmış ki isimsiz okusanız Gogol yazmış diyemezsiniz. Yine de çok tatlı, keyifli, kesinlikle okumaya değer bir eser. Üstüne (sanırım) 1967 yapımı Viy filmini izlerseniz tadından yenmez.
ViyNikolay Gogol · İthaki Yayınları · 2020562 okunma
Reklam
7/10
·22 syf.··
2025 19. kitabı
Bir anlamda kendini tam olarak bulamamış tanınmamış bir yazar, bir cenaze töreni sonrası mezarlıkta kalır ve mezarların altından gelen seslere tanık olur. Bobok, kısacık ama tahmin edilemez şekilde yoğun bir öykü. Bu öyküyü Tolstoy yazsaydı ölümün mistik yönünü vurgular, ölülere iç hesaplaşma yaptırır ve bu yoldan giderdi. Gogol yazsaydı, ölülerin dilinden hayattayken yaşadıkları anıları anlattırır bunu yaparken de toplumdaki aksaklıkları mizahi dille eleştirirdi. Peki Dostoyevski ne yapıyor? O kendine en yakışanı yapıyor, insanlık onurunu üzerinden insanın ölüyken bile ne kadar hızlı şekilde alçalacağını gözler önüne seriyor. Ölüler arasında bile sınıf farkı ve güçlü olana yalakalık devam ediyor, bu kısım çok güzeldi. Öte yandan çürüyen bedenlerden geriye sadece tek kelime söyleyebilen kemikler kalırken ölüler henüz çürümeden son bir kez utanmadan her istediğimizi yapalım diyor. "Hayattayken utanmadan şu davranışı yapmadım, bari şimdi yapayım." Bu düşünce ki hayattaki yanlışların en büyük bahanesi değil mi? "Sadece bir kez var olacağım bari gönlümce yaşayayım, bir kereden bir şey olmaz." Bu eserde bir anlamda ölüm de insanları uslandırmıyor ve iç hesaplaşma yaptırmıyor. Yazarımız bu durumu fark edince bir uyanış hali gibi diğer mezarlıkları dinlemek için yola çıkıyor. İster ders çıkarmak için ister vakit geçirmek için okunsun kitabı kapatınca üstüne düşündüren eserlerden. Not: Bobok kelimesi Rusçada fasulyecik demektir.
BobokFyodor Dostoyevski · Kessinger Publishing · 2004522 okunma
Puan vermedi
Sürükleyici konusuna ve akıcı diline rağmen yarıda bıraktım. Aslında bir günde yarısına geldim, devam etsem yarın bitirebilirdim o kadar sürükleyiciydi. Bırakma nedenime gelirsek okuduğum biyografi kitapları içinde en ağır olanıydı. Katliamların dehşet verici şekilde ayrıntılı anlatılması, bunun gerçekten yaşandığını bilmek ve14 yaşındaki Dita'nın bunlara şahit olduğunu bilmek gerçekten insanın yüreğini sıkıyor. Gaz odasındaki ölümleri anlatırken cesetlerin tasviri ve ormanda yakılıp gübre yapılması, o son anda ne yaptıklarının, ne düşündüklerinin anlatılması... Sağlam bir psikoloji isteyen kitaplardan. Tüm bunların içinde kitaplarla hayatta kalmaya çalışan insanlar ve Almanları üst insan haline getirmek için yaptıkları deneylerde Yahudileri kobay yapan Nazi subaylarına yakalanma korkusuyla bölümler arası kitap taşıyan Dita... Her gün aynı korkuyu tekrar tekrar yaşamak, bu çok ağır bir şey. Bir bölümde çocuk olmayanın çocukluğu olmaz diyordu, oradaki çocuklar çocukluk yaşamadan büyüdüler. Tüm bu şahit olduklarının ağırlığı içinde bazen Dita ve arkadaşlarının kimse görmeden sek sek oynamaya çalışması, soğuktan titreyerek bir köşede sohbet etmeye çalışması bunlar çok etkileyiciydi. Bir gün mutlaka tamamlayacağım ve belki de hayatımda ilk defa yarım bıraktığım bir kitabı tavsiye ediyorum.
Auschwitz KütüphanecisiAntonio González Iturbe · Pegasus Yayınları · 20232,904 okunma
8/10
·60 syf.··
2025 15. kitabı
Masal tadında keyifli, kısacık, yalın bir kitap. Keşfedilmemiş bir ada bulmak isteyen adamın kraldan tekne isteyerek kendine inanan tek kişiyle yaşadığı kısa zaman dilimini anlatıyor. Kralın kendi isteklerine gelince armağan kapısından ayrılmaması, halkın isteklerinde ise dileğin ulaşması için bin türlü makamdan geçmesi güzel göndermeydi. Ada bulma, keşif yapma, maceraya atılma hikayesi değildi. Daha çok kendine inanmak ve yanında sana inanan birinin olması konusu işlenmişti. Saramago'nun farklı anlatım tarzını görmek için güzel bir fırsat, onun dışında bana diğer okurlara geldiği gibi çok felsefi, alt metni çok yoğun bir eser gibi gelmedi.
Bilinmeyen Adanın ÖyküsüJosé Saramago · Kırmızıkedi Yayınevi · 200927bin okunma
7/10
·312 syf.··
2025 14. kitabı
Eser, birbirine çıkarsız sevgiyle bağlı, tatlı, iç ısıtan iki dostun hikayesiyle başlıyor. Dostoyevski'nin eserlerinde yaralanmışlık teması olmazsa olmazdır. Bu nedenle eser boyunca Arkadiy'den bir ihanet bekledim ya da herhangi birinden. Ama gerek gidişatı gerekse sonuyla alışılmış Dostoyevski tarzı değildi. Genel olarak keyifliydi, birkaç saat ayırmaya değer mi? Özellikle iki ağır kitabın arasına harika bir geçiş kitabı olur, kesinlikle değer. Buraya kadar bir okur gözüyle yazdım, bundan sonrasını ise Rus edebiyatına olan ilgime dayanarak yazacağım. Bu devam kısmını sadece ilgililere tavsiye ederim, kimseyi okumaktan vazgeçirmek istemem)) Dostoyevski yetkinliği bulamadığım bir eserdi. Normal kitaplar arasından rahatlıkla sıyrılır ama Dostoyevski'nin kendi eserleri içindeki yarışta geride kalır. Suç ve Ceza'da okuru Raskolnikovla birlikte çırpındırabilen, her bir Karamazov Kardeş ile ayrı ayrı empati yaptırabilen böylesine büyük bir yazar için bu kitap yüzeysel kalmış. Keşke hikaye sınırlarında tutulmasaydı ve daha derin, daha özdeşime yakın bir karakter oluşumu yapılabilseydi. Öte yandan Arkadiy karakterinde bazı sıkıntılar vardı, Dostoyevski gibi realist bir yazarın böylesine romantik bir karakter oluşturması beni çok şaşırttı. Başlarda az konuştuğu, heyecanını göstermediği anlatılan Arkadiy'in her sahnede üst düzey heyecana kapılması, mitolojik bir tiyatro oyunu gibi yapay diyalogları realist çizgiden çok uzaktı. Memur ve delirme konusunu gördüğümüz bir başka eserde (Bir Delinin Hatıra Defteri) Gogol ruh tasviri iddiası olmamasına rağmen Dostoyevski'den çok daha iyiydi. Yine belirtmek isterim ki normal şartlarda hikaye türü için normal bir ruh tasviriydi ama Dostoyevski gibi bu konuda çığır açan bir yazar için eleştirilebilecek düzeyde yüzeyseldi. Neden okunur?
Yufka YürekFyodor Dostoyevski · Can Yayınları · 20115,4bin okunma
Reklam