İrem

7/10
·136 syf.··
2025 11. kitabı
Nobel ödüllü Mahfuz'un eseri. Sadece bunu bilerek başlamak bile insanda harika bir yapıt okuyacağı izlenimini uyandırıyor. Ben de böyle düşünüyordum. İlk otuz sayfayı okuyunca Mısır coğrafyasında tek başında ayakta durabilen güçlü, neşeli, merhametli dul bir kadının zorluklara göğüs gererek oğlunu nasıl büyüttüğünün anlatılacağını sanmıştım. Bu konu çok hoşuma gitmişti. Ain'in neşeli sohbetleri, oğluna verdiği bilgece nasihatler beni alıp götürmüştü. Eser birdenbire İzzet'in hayatına dönünce üzüldüm. Yazarımız, amaçsız, hayalsiz, kendi içinde savaşı bitmeyen bir adam üzerinden Mısır toplumunu, dostluğu ve aşkı anlatıyordu ama konuya bir türlü ısınamadım. Hikâyenin kilit noktalarından biri olan Bedriye'nin duyguları bile o kadar yüzeysel anlatılmıştı ki çoğu karakter bu şekilde derinlikten çok uzaktı. Yüz otuz sayfalık bir roman için normal olan bu anlatım Nobel ödüllü bir yazar için bence yeterli değildi. Bunun dışında çok sürükleyici olduğunu da söylemeliyim. Kurguda çok fazla tasvir yapılmamasına rağmen olaylar bir film gibi gözümün önünden geçti. Arap yazınına ilgi duyan okurlar sürükleyiciliği ve Ain için yazarın ödül aldığını unutarak okumalı. Ödüllü yazar beklentisini karşılamayan ortalama bir eser.
Aşk ZamanıNecib Mahfuz · Kırmızı Kedi Yayınevi · 2020591 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
7/10
·120 syf.··
2025 183. kitabı
Kitabı çok sevdim, gerçekten elden bırakması zor, bir oturuşta okunacak bir kitap. Bazı bölümleri sıkıcı bulmama rağmen ardından gelecek bölümün heyecanıyla bir türlü bırakamadım. Kitap bölümlerden oluşuyor ve her bölümde bağımsız bir olay anlatılıyor. Bazı bölümlerdeki yasakları, durumları komik bulurken bazı bölümlerde ise şaşırıp kaldım. İdam edilen maymunlar, yorgan didikleyen Osmanlı cadısı yeniçeriler, veba salgını ve İstanbul'da melek girmeyen sokak, evlenmek isteyen "dilber oğlan" köçeğin hikayesi, gayrimüslimlerin hamamda nalın giyme yasağı... Seçilen olayların ilginçliği, anlatımdaki akıcılık, sürükleyicilik... Her şeyiyle kesinlikle çok keyifli ve bilgilendirici bir kitaptı. - Spoiler- Dalkavukluğun aslında bir meslek olduğunu hatta ücretlendirilmesinin olduğunu okuyunca çok şaşırdım. Asıl görevleri para aldıkları kişiyi övmek ama para karşılığında fiziki zorbalığa da izin veriyorlar. Yüzüne vurmak 20 lira, ağzına fare sokmak 400 lira, merdivenden yuvarlamak 100 lira... İnsanların parayla adam tutup ağzına fare sokarak eğlenmesi çok ilginç değil mi? Osmanlı cadıları kısmına bayıldım, Ortaçağ'daki cadıları düşündüğümde aklıma uzun saçlı, güzel ve gotik kadınlar geliyor. Bölümün başında da Osmanlı cadılarını böyle hayal etmiştim, iki yeniçeri ağası çıkınca gözümün önüne birden pala bıyıklı Osmanlı cadıları geldi. Çok tatlı bir bölümdü ama o dönemde cadı avcısı olduğunu iddia eden şarlatanlar yüzünden mezarında rahat bırakılmayan ölüleri düşününce üzücü bir durum. Cellatlar ve idamlar kısmı da çok ilginçti. Nedense Osmanlı'da idam denildiğinde aklıma hep kafası kesilen insanlar gelir. Halbuki her suçun ayrı bir idam yöntemi varmış. Eşkiya ve korsanlara uygulanan çengel, çarmıh, kazık idamları korkunçtu. Hatta bir yeniçeri, imamın karısıyla kaçtığı için havan
Tarihimizde Garip VakalarReşad Ekrem Koçu · Doğan Kitap · 20251,459 okunma
10/10
Sen nasıl bir kitaptın Taras Bulba, sen nasıl bir karakterdin Taras ve sen nasıl bir yazardın Gogol? Gogol'ün toplum eleştirisinden zarar görmeye başlayıp kabuğuna çekildiği bir dönemde kendi öz kültürüne döndüğü bu eserini ilk başta sevmemeniz çok olası, hatta savaşı anlamsız bulan insanlardansanız muhtemelen bu kitabı savaş çığırtkanlığı olarak değerlendirip kapağını kapatacaksınız. Benim de içimden böyle yapmak geçmişti ama Gogol en sevdiğim yazarken bunu yapamazdım, devam ettim. Kitapta anlatılan Kazak halkı Kazakistan Türkleri değil, Slavların içinde savaşçılık özelliğiyle nam salmış bir halk. Öyle bir halk ki savaşsız geçen ömrü yaşamdan saymıyorlar. Üstelik ganimet ya da sınır genişletmek için değil, savaştan zevk aldıkları için savaşıyorlar. Bu yüzden olsa gerek Kazakların düşmanları hiç bitmiyor, aslında kitapta ne kadar Rus kahramanlığı vurgusu yapılsa da Kazaklar kendi içlerinde Ruslarla da anlaşamıyorlar. O nedenle kitaptaki genel olarak tüm Müslümanlara; özel olarak Türklere, Tatarlara, Yahudilere, Katoliklere ve Polonyalılara olan düşmanlık ne kadar rahatsız edici olsa da belli bir sayfadan sonra okur bu sert Kazak mizacına alışmaya başlıyor. Kitaba gelecek olursam. Başlarda Taras'ı anlamadım, iki genç oğlunu önlerinde güzel bir yaşam varken savaşta öldürmek isteyen bir baba. Onlara okuldaki bilgilerin işe yaramaz olduğunu söyleyen bir baba. Eşini senede birkaç gün gören onda da fırsat bulunca döven aşağılayan bir insan. "Allah'ım bu karakteri sevmek imkansız" diyordum. Peki ya Andrey... Benim güzel Andrey'im. Daha annesi doyamamışken onun güzel Kazak yüzüne, kalbindeki sevdayla ruhundan uzak o savaş alanında ne işi vardı? Nasıl da sevmiştim seni Andrey, her yaptığını nasıl da desteklemiştim. Birdenbire ne oldu, Gogol bize ne yaptı? Taras Bulba, Ostap...
Taras BulbaNikolay Gogol · Can Yayınları · 20202,194 okunma
7/10
Elif Şafak için plaj yazarı demişlerdi. Nitelikli okur onu okumazmış gibi şeyler işte. Zaten ben Rus klasiklerinden başkasını okumazdım. İnsanlar da bu dar görüşlülüğü takdir eder, nitelikli okur derlerdi. Bir tavsiye üzerine Siyah Süt'ü okumaya başladım. Elif Şafak, sağ yanağıma öyle bir tokat attı ki teşekkür ederim edebiyata dönen yüzüme renk geldi. Her ne kadar lohusalık depresyonu dese de bence Siyah Süt, anne olma fikri üzerine bir kadının ruhundaki diğer kadınlarla savaşını anlatıyor. Okuyanlar genelde anne olma isteklerini sorgulamış. Oysa bana bambaşka şeyler sorgulattı. Şafak, ruhundaki dört kadınla kavga ederken ben birden dört kadının üçünde kendimi buldum. Dışardan bakmak ve eleştirmek kolay ama kendini bulunca işler değişiyor. O, batı kapısında ruhundaki pratik ve dikkatli kadını anlatıyordu. O kadının aslında dikkatli değil, göze batmayan takıntılarıyla yaşayan biri olduğunu düşündüm. Sonra en sevdiğim içecek salep olmasına rağmen sırf kalorisi yüksek diye senelerdir salep içmediğimi fark ettim. Söyle bakalım İrem, hangimizmiş takıntılı? Doğu kapısındaki derviş kadının tembelliğe varan teslimiyeti, güneydeki hırslı kadının dünyaya yüklediği gereksiz anlam... Hangisinde kendimi bulmadım ki? İnsanın kendi içinde haklı bulduğu ve yücelttiği; onları daha da haklı hale getirmek için dikkatli, inançlı, çalışkan diye isim verdiği ruh parçaları aslında ne kadar acizler. Zaten acziyet olmazsa insanlık olmaz da bunu dışardan okumak ve görmek ayrıca zevkli bir işti. Elif Şafak, bence harika bir noktaya dokunmuş. Keşke annelikle sınırlı kalmadan diğer konularda da bu dört kadının kavgasını yazsa. Ayrıca otobiyografik roman yazarken bile böyle nitelikli bağlamalar kullanması beni benden aldı. Fuzuli, Plath, Tolstoy'un eşi ve daha nicesi... Tilkinin dönüp dolaşıp
Siyah SütElif Şafak · Doğan Kitap · 202411,3bin okunma
8/10
Gogol'ü toplumun aksak yönlerini mizahi dille eleştirirken görmeye ve onun bu yönünü yüceltmeye alışık olsak da yazarın bunu bir kenara bırakıp özüne; Ukrayna ve Kazak kültürüne dönmesine bayılıyorum. Büyük yazarımız bunu iki yerde yapıyordu: Sanat yolunu aradığı ilk dönem eserleri ve toplumsal eleştiriden zarar görmeye başlayıp sığınak olarak öz kültürüne döndüğü eserler. Mayıs Gecesi ve Portre ilk dönem eserlerinde yer alıyor ve bence Gogol'un ruhunu görmek için okunması gereken ilk eser bu kitap. Ruh diyorum çünkü gerçekçiliğin öncüsü olan yazarımız bu eserinde gözle görülür şekilde romantizme kayıyor, bazen taraf tutuyor, bazen onunla aynı çıkarımı yapmamız için belli noktaları ısrarla vurguluyor. Eserde üç hikaye yer alıyor, Mayıs Gecesi'nde baskın şekilde Kazak kültürünün izini görüyoruz. Portre'de ise Gogol, ruha ne denli önem verdiğini gösteriyor ve ruhunu terk edip hırslarına yenik düşen bir ressama romantizme kaçarak taraflı bir ders veriyor. Bunların dışında kalan son hikaye ise beni derinden etkilemedi ama o da çok güzeldi. Ayrıca eklemek isterim ki yazarın Mayıs Gecesi'nde betimlediği doğa tasvirine hayran olmamak mümkün değil. Özellikle ay ışığının olduğu tasvirler büyüleyiciydi Gogol, bu eserdeki tasvir özelliğini ilerleyen eserlerinde bırakmış ve daha nesnel mekan tasvirlerine yönelmiş. Bu açıdan da Mayıs Gecesi, diğer eserlerinden ayrılan bir eser. Toparlamak gerekirse son derece keyifli, akıcı bir eser. Gogol'ü alışılmadık yönleriyle görmek isteyen, ona ilgi duyan okurlara genel olarak tüm kitabı; Zweig tarzı sevenlere Portre öyküsünü öneririm. Keyifli okumalar :)
Mayıs Gecesi - PortreNikolay Gogol · Yordam Edebiyat · 2018652 okunma