İsa Güzeç

Meğer ne imiş o günler,ne güzel şeylermiş ! Vezir,Şey­hülislam,Kazasker konaklarının ağır tokmaklı kapıları yavaş­ça geceye açılırlar, karanlıkta gizlenmeye çalışan bir gölge­yi kaparlar, basık tavanlı odalarda fısıltılar, sarı filorinlerle dolu ağır torbalar elden ele geçer, yeniçeri odalarında çele­bi yüzlü katipler, tecrübeli ocak ihtiyarları başbaşa verip din ve devlet namına konuşurlar, köşe başlarında tehlikeli pa­zarlıklar olur, mazul şeyhülislam yalılarının önüne gölgeden kayıklar gelir, «makam-ı fetva sizindir, ocaklu sizi ister !» gi­bi teminat verilir, sonra birdenbire bütün bu karanlıkta hazır­lanan şeyler, sabah oldu mu, meydana çıkar; yay bıyıklı, ge­ niş göğüslü, eğri palalı yeniçeriler, sipahiler meydana topla­nır, büyük çarşının demir kapıları kapanır, tekbir ve tehlil sesleri, küfürler, lanetler birbirine karışır, «biri, dinü devlet elden gitti, veziri istemezüz, molla mazul olsun !» gibi çığ­lıklar bu kalabalığın üstünde zalim ve kindar bayraklar gibi açılır, kadınlar pencerelerden «devletin aslanları» diye asi­lerin kalplerine kuvvet verir, korku şehrin üstünde büyük rüzgarlar gibi eser, Hacibektaş kazanı meydana taşınır, baş­lar alınır, hal'ler yapılır, valide sultanlar oğullariyle bera­ber,hiç bir sesi dışarıya taşırmayan basık saray odalarına hapsedilir; kanın, ölümün, hırsın, kinin ağır ve yapışkan bir madde haline getirdiği bir hava içinde yeni ikbal hil'atleri biçilir, cülûs ülûfeleri, bahşişleri dağıtılırdı.
Sayfa 54 - dergah yayınları·Kitabı okudu
Edebiyat
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Beyrut'ta Cemal Paşa, evinin merdivenlerinden iner­ ken, güzel ve siyahlar giymiş bir kadın, yanında çocuğu ile kendini karşılamıştı. Çocuk, elindeki çiçek demetini ku­ mandanın ayağı altına atarak: "- Babamı bağışlayınız," diyordu. Kumandanın o gün gözlerinin yaşardığını ve titreyen çenesini güç tuttuğunu gönnüştüm. Çünkü bu siyahlı ka­ dın, evine dönerken, meydanın bir köşesinde, sevdiği koca­ sının soğumuş beyaz cesedini görecekti.
Sayfa 53·Kitabı okudu
Alıntı
insanlar, ister kral, ister çoban olsunlar, fert olarak ızdırap içindeydiler. Bu cihanşümul ızdırabı da, bizzat kendileri hazırlı­yorlardı. Kimi manasız yere korkak, kimi manasız yere cesur ol­duklan için ...
Alıntı
Yabancı kırlardan, yabancı köylerden akşam üstü geçmenin hüznü...
1000Kitap
- Adam köyünü neden özler ağa? - Neden olacak? Köy senin doğup büyüdüğün yer. . . Gurbet yaban. . . Geçim zoru olmasa köylü kısmı gurbette bir gün duramaz. Söyle bakalım Ankara'da mı daha yüreklisin, burada mı? - Burada yürekliyim. Ankara'da insan yılgın olur. - Ee, canın da sıkılır arada . . . Komşuları, buraları ararsın. Ankara'da seni kim bilecek? Yüz liralık, elbisen olsa, dönüp bakmazlar. Lakin Yamören'de çulakiden bir pantalonun bir ay sözü edilir. Köyünde gösteriş yaparsın da, ondan seversin köyünü. - Doğru, adamın sılası gösteriş demek, "Benim şunum var, bunum var" hesabı. . . komşulara bir gösteriş . . .
Sayfa 35·Kitabı okudu
Edebiyat