Yalancı Dünyaya Aldanma Yâ Hû
Yalancı dünyâya aldanma yâ hû, Bu dernek dağılır dîvân eğlenmez. İki kapılı bir virânedir bu, Bunda konan göçer, konuk eğlenmez. Bakma bunun karasına ağına, Gönül verme bostanına bağına, Benzer hemân çocuk oyuncağına, Burda aklı olan insan eğlenmez. Vârını îsâr et Mevlâ yoluna, Bunda ne eylersen anda buluna, Bir gün sefer düşer berzah iline, Otağı kalkacak Sultan eğlenmez. Sen ey gâfil ne sandın rûzigârı, Durur mu anladın leyl-ü-nehârı, Yükün yeynildigör evvelden bârı, Yoksa yolcu gider kervan eğlenmez. Doğrusuna gidegör bu yolların Geçegör sarpını yüce bellerin, Dünyâ zindânıdır mümin kulların, Zindanda olan kul kolay eğlenmez. Ömür tamam olup defter dürülür, Sırat köprüsü ve mîzân kurulur, Hakkın dergâhında elbet durulur, Buyruğu tutulur fermân eğlenmez.
Şiir
Karşılaştırmalı analiz üzerine yazdığım makalede, İslam iktisadının insan modeli 'Homo Islamicus' ile neoklasik iktisadın insan modeli 'Homo Economicus' arasında karşılaştırmalı bir analiz yaparak konuya giriş yaptım. Her iki modelin insan davranışları incelendiğinde; ilk olarak Homo Economicus'ta bireyler kendi kârını maksimize etme amacı taşıyor ve her zaman kendileri için en iyi tercihi yapıyor. Nitekim bu yaklaşım, son yıllarda gelişen davranışsal iktisat çerçevesinde sertçe eleştirilmiş; insanın duygularından hâli olamayacağı, kendisi için her zaman en iyisini bilemeyeceği, bilse bile her durumda en iyi alternatifi seçmediği açıklanmıştır. ​İslam iktisadı ise Kur'an ve sünnet ışığında normatif bilgilere bağlı olarak bir insan tasavvuru inşa etmektedir. Bu tasavvurda insan, sadece maddi hazzı kovalayan bencil ve robotik bir varlık değil; mülkü emanet bilen, yeryüzünde yaratıcısına karşı sorumluluk taşıyan ve dünya-ahiret dengesini (felah) hedefleyen çok yönlü bir varlıktır. Birey ekonomik kararlarını alırken doyumsuz bir haz arayışıyla değil; kanaat, israf yasağı ve helal-haram sınırlarıyla hareket eder. Kısacası, bir yanda yalnızca kendi çıkarını düşünen hayali bir model varken; diğer yanda ahlakı, toplumsal dayanışmayı (isar/uhuvvet) ve dengeyi merkeze alan çok daha gerçekçi bir insan profili karşımıza çıkıyor." Sonuç kısmında özellikle altını çizdiğim bazı temel noktalar oldu: ✔️ Tam rekabet piyasasının İslami ilkelere en yakın model olması (tam rekabet piyasasının günlük hayata tam olarak adapte edilebilmesi mümkün olmamakla birlikte) ✔️ Günümüz piyasalarındaki tekelci tahakküm, stokçuluk ve sömürünün, oligopol piyasalarda firmaların anlaşarak fiyat belirlemesi, monopson piyasalarda emeğin hakkının verilmemesi islam iktisadında 'zulüm' sayılarak
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Daha bilmediğimiz ne kadar duygu ve hissimiz var acaba değil mi?
Kıyas Kelimeleri: Haset: Bende yok; onda da olmasın. Buhl: Bende var; onda olmasın. Şuhh: Onunki benim olsun. Gıpta: Onda var; bende de olsun. Sehâvet: Bende var; onda da olsun. Îsâr: Benim değil, onun olsun. Cûd: Bende yok; ama onda olsun. Fakr: Onda yok. Bende de olmasın.
İnsan ve Duygular
Îsar: Âşukun maşukunda sevenin sevdiğinde kaybolmasıdır. Kendi varlığından vazgeçip sevdiğinin nefsinde kendi nefsini yok etmesi, sevdiğinden sevgisine karşılık hiçbir şey beklememesi, sevgisine fiyat biçmemesidir. Tasavvuf dilinde ise îsar, “ben”in yavaşça silinip “sen”in büyümesidir. Âşığın, maşukunun varlığında kendi nefsini unutması; sevgisini bir alışveriş değil, adanış hâline getirmesidir. Öyle ki sevmenin bedel istemediği, fedakârlığın yük değil nimet sayıldığı bir gönül hâlidir. Kısacası îsar; kendinden eksilmeden değil, eksilmeyi göze alarak vermenin adıdır. (Şule: Senin Hikâyen dizisinde duyduğum anlamını beğendiğim için burda da paylaşmak istedim.)
1000Kitap
“BAYRAM O BAYRAM OLA…”
Şahsiyet sahibi insanların çoğaldığı; hakkın, hukukun ve adaletin hayatın her safhasına hâkim olduğu; sevginin, merhametin, kardeşliğin ve îsâr ruhunun gönüllerde kök saldığı bir dünyanın hasretiyle… Fertten aileye, aileden topluma uzanan bütün hayat damarlarımızın ahlak, vicdan ve ulvî değerlerle yeniden ihya edildiği; insanı insan kılan faziletlerin yeryüzüne yeniden hâkim olduğu hakiki bayramlara erişebilmek duası ve niyazıyla… Kurbanın; sadece kesilen bir hayvandan ibaret olmadığını, onun özünde teslimiyet, sadakat, fedakârlık ve Allah’a yakınlaşma şuurunu taşıdığını yeniden idrak edebilmek temennisiyle… Zira Rabbimiz Hac Suresi’nde bizlere şöyle buyurmaktadır: “Onların ne etleri ne de kanları Allah’a ulaşır; Allah’a ulaşacak olan ancak sizin takvanızdır.” Bugün bizlere düşen; kurbanı gösterişe, şekle ve riyaya kurban etmeden, onun taşıdığı derin hikmeti anlayabilmek; Hz. İbrahim’in teslimiyetini, Hz. İsmail’in adanmışlığını kendi hayatımızda hissedebilmektir. Bayramı; sadece sofraların dolduğu değil, vicdanların da harekete geçtiği bir diriliş iklimine dönüştürebilmektir… Çünkü yeryüzünün bir yanında nimetler hoyratça tüketilirken, diğer yanında açlıkla imtihan edilen çocuklar; bombaların gölgesinde bayrama uyanan mazlum coğrafyalar; yurtlarından edilen, sesi duyulmayan, gözyaşı dinmeyen milyonlar hâlâ insanlığın vicdanını beklemektedir. Gerçek bayram; mazlumun unutulmadığı, mağdurun sahipsiz bırakılmadığı, zalimin zulmüne sessiz kalınmadığı gündür. Gerçek kurban ise; nefsin bencilliğini, kibrini, gösterişini ve duyarsızlığını Allah rızası için terk edebilmektir. Temennimiz; bu mübarek günlerin, insanlığın unuttuğu vicdanı yeniden uyandırmasına; hakkın, adaletin, merhametin, paylaşmanın ve kardeşliğin yeryüzünde yeniden kök salmasına vesile olmasıdır.
Girenler nakd-i cân îsâr ederler bâb-ı teslîme Erenler bezmine bir başka türlü armağan olmaz Teslim kapısına girenler canlarını peşin verirler. Zaten başka türlü bir armağan burada geçmez.
Edebiyat