Şahsiyet sahibi insanların çoğaldığı; hakkın, hukukun ve adaletin hayatın her safhasına hâkim olduğu; sevginin, merhametin, kardeşliğin ve îsâr ruhunun gönüllerde kök saldığı bir dünyanın hasretiyle…
Fertten aileye, aileden topluma uzanan bütün hayat damarlarımızın ahlak, vicdan ve ulvî değerlerle yeniden ihya edildiği; insanı insan kılan faziletlerin yeryüzüne yeniden hâkim olduğu hakiki bayramlara erişebilmek duası ve niyazıyla…
Kurbanın; sadece kesilen bir hayvandan ibaret olmadığını, onun özünde teslimiyet, sadakat, fedakârlık ve Allah’a yakınlaşma şuurunu taşıdığını yeniden idrak edebilmek temennisiyle…
Zira Rabbimiz Hac Suresi’nde bizlere şöyle buyurmaktadır:
“Onların ne etleri ne de kanları Allah’a ulaşır; Allah’a ulaşacak olan ancak sizin takvanızdır.”
Bugün bizlere düşen; kurbanı gösterişe, şekle ve riyaya kurban etmeden, onun taşıdığı derin hikmeti anlayabilmek; Hz. İbrahim’in teslimiyetini, Hz. İsmail’in adanmışlığını kendi hayatımızda hissedebilmektir.
Bayramı; sadece sofraların dolduğu değil, vicdanların da harekete geçtiği bir diriliş iklimine dönüştürebilmektir…
Çünkü yeryüzünün bir yanında nimetler hoyratça tüketilirken, diğer yanında açlıkla imtihan edilen çocuklar; bombaların gölgesinde bayrama uyanan mazlum coğrafyalar; yurtlarından edilen, sesi duyulmayan, gözyaşı dinmeyen milyonlar hâlâ insanlığın vicdanını beklemektedir.
Gerçek bayram; mazlumun unutulmadığı, mağdurun sahipsiz bırakılmadığı, zalimin zulmüne sessiz kalınmadığı gündür.
Gerçek kurban ise; nefsin bencilliğini, kibrini, gösterişini ve duyarsızlığını Allah rızası için terk edebilmektir.
Temennimiz; bu mübarek günlerin, insanlığın unuttuğu vicdanı yeniden uyandırmasına; hakkın, adaletin, merhametin, paylaşmanın ve kardeşliğin yeryüzünde yeniden kök salmasına vesile olmasıdır.