Bazen en çilgin, en imkânsiz görünen fikir kafanizda öyle kuvvetli bir yer edinir ki, öyle veya böyle gerçeklesecegini zannedersiniz... Dahasi bu düsünce siddetli, güçlü bir arzuya eslik ediyorsa, bazen onu kaçinilmaz, önceden belirlenmis, kadere yazilmis, var olmamasi, gerçeklesmemesi imkânsiz bir sey gibi kabul edersiniz! Belki burada baska bir seyler, önsezilerin bir bilesimi, olagandisi bir irade, kendi hayal gücüyle kendini zehirleme veya buna benzer bir seyler söz konusudur... tam bilemiyorum, ama (hayatm boyunca unutamayacagım) o aksam bir mucize yasadim. Gerçi matematikle açiklanabilir belki, yine de benim için hâlâ bir mucizedir. Peki bu kesin inanç nasil bunca derin ve köklü bir biçimde yerlesmisti içime o zamanlar? Çünkü onu -bir daha söylüyorum- siradan, gerçeklesmesi mümkün (veya mümkün olmayan) herhangi bir olay gibi degil, gerçeklesmemesi imkânsiz bir sey olarak görüyordum!
“Bir yandan fizik üzerine çalışırken bir yandan da nasıl şiir yazılabildiğine aklım ermiyor. Bilimde, kimsenin daha önce bilmediği bir şeyi, herkesin anlayabildiği sözcüklerle söylemek istersiniz. Şiirdeyse, herkesin zaten bildiği bir şeyi, kimsenin anlayamayacağı sözcüklerle söylemek zorundasınız.“
Paul Dirac