Trump ve Vance’in Amerikan iç kamuoyuna satmaya çalıştığı o "Biz dünyadan çekiliyoruz, Amerikan parasını ve askerini koruyoruz" (Deep USA) vizyonunun Suriye ayağı tam olarak budur:
Trump, bir tüccar mantığıyla bakıyor: Ortadoğu’da Hizbullah’a karşı askeri bir maliyet üstlenmek veya İsrail’in tüm bölgeyi ateşe veren operasyonlarını finanse etmek yerine, bu işi "bölgenin yeni aktörüne" ihale etmek istiyor.
"Biz Erdoğan’la birlikte oraya koyduk, istediğim her şeyi korudu" itirafı, ABD’nin Suriye’deki yeni yönetime (Ahmed Şara’ya) biçtiği "ileri karakol" veya "bekçi" rolünün çok net bir kanıtıdır. Washington, Suriye'yi Rusya ve İran ekseninden tamamen koparıp, onu bölgede anti-İran/anti-Hizbullah bir bariyer olarak konumlandırmaya çalışıyor.
Şam yönetiminin, Trump’ın "Hizbullah'la savaş" davetine anında "Askeri müdahale düşünmüyoruz, bizim önceliğimiz sınır güvenliği ve kurumların inşası" diyerek fren yapması, çok zekice bir rasyonel devlet refleksidir.
Şara ve ekibi, Trump’ın kendilerini Lübnan bataklığına bir "taşeron" olarak sürmek istediğini çok iyi görüyor. Suriye, henüz iç savaştan yeni çıkmış, ülkeyi yeni toparlamaya çalışan bir yapı olarak, İsrail ve İran’ın (Hizbullah’ın) Lübnan’daki o ölümcül vekalet savaşına askeri olarak bodoslama dalarsa, kendi kırılgan statüsünü de havaya uçuracağını biliyor. Suriye’nin yaptığı şey, sahada Hizbullah’ın lojistik ve kaçakçılık hatlarını keserek zaten Washington ve Ankara’ya bir "iyi niyet/güvenlik" mesajı vermek; ama işi resmi bir askeri işgale/müdahaleye dökerek kendisini ABD’nin Ortadoğu’daki fedaisi konumuna düşürmemektir.
Trump’ın Şara’yı Beyaz Saray’a, G7 Zirvesi’ne ve Ankara’daki NATO Zirvesi’ne davet etmesi, uluslararası sistemin "Kullanışlı müttefikleri nasıl ödüllendirdiğinin" turnusol kağıdıdır. Daha düne kadar