HEPİMİZ EŞİTİZ AMA BAZILARIMIZ BİRAZ DAHA EŞİT!..
(...) 1990’ların ortasında emperyalizmin “demokrasi dayatması”nı ve onun yukarıdan aşağıya manzarasını anlatıyor. Tıpkı bugün. Ne tesadüf, bir maden ocağı örneği de var. Diyor ki, sen evinde vatandaşına arslan kesilirsen, mahallede sana arslan kesildiklerinde de ağlamaya hakkın olmaz! __Şöyle: "Netice şudur: Batı’nın demokrasiyi dayatması, herkesin eşit olarak haklardan istifade edeceği bir dünya bütünlüğü için değil, George Orwell’ın ünlü eseri “Domuzlar Diktatoryası”nda geçtiği gibi, “hepimiz eşitiz ama, bazılarımız biraz daha eşit” anlayışı çerçevesinde bir düzene boyun eğdirme zorbalığıdır. İşi biraz daha açmak istersek, bizdeki anayasa ve kanunların herkes için geçerli hükümleri önünde, sayısız “adamına göre muamele” örneklerini hatırlatmak yeter. Düşününüz ki, Genelkurmay -eski- Başkanı Doğan Güreş’in oğlu asker kaçağı, Savunma Bakanı Mehmet Gölhan’ın oğlu asker kaçağı; ama “boğazına kıl kaçtı” hesabı uyduruk bir raporla askerlik mükellefiyetinden kaytaran bu çocuklar, bunu dünya âlem bilirken, hukuku da kendilerine uyduran babaları sayesinde halk çocukları ile “kanun önünde eşit” oluyorlar. Başbakan Tansu Çiller’in oğlu, annesinin yalısının karşısında asker; yâni biraz daha asker!.. Şu ân Cumhurbaşkanı olan Süleyman Demirel’in, kardeşi, yeğeni, kayınbiraderi, velhasıl sülâlesi, 30 yıl bin bir türlü para yolsuzluğuna bulaştı, Demirel’in kendi adı yolsuzluk olaylarına karıştı, ama alayı tertemiz!.. Eski Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın oğulları, kızı, karısı ve sayısız maiyeti sayısız dalaverelere karışarak menfaat temin ettiler; küçük oğlunun arabasını kullanan ve şantaj yoluyla para sızdırmak için giden ekipte bulunan bir polis, aldıkları ihbarı değerlendiren ve kimin önünü kestiklerini bilmeyen bir polis ekibini taradı, bir komiser öldü, üç polis yaralandı…
BAŞYÜCELİK DEVLETİ “Yeni Dünya Düzeni” -VI-, 16 Mayıs 2014, Çarpıcı Kitap·Kitabı okuyor
Başyücelik Devleti
Seçme, ruhun sürekli dikkatiyle, bir yandan bir arınış, bir ayaklanış, bir yandan derleniş toparlanış, bir yandan da bir öz kazanış, bir varoluş mayalanışı işi.
Reklam
Meditasyonlar
Kendi kendimi dünyanın, göğün, yerin, zihin­lerin, bedenlerin olmadığına inandırmıştım, öyleyse kendimin de olmadığına inandırmış olmuyor muyum? Kesinlikle hayır. Çünkü ken­dimi bir şeye inandırmışsam, demek ki var­dım. Ama kesin bir aldatıcı var, öylesine güç­lü, öylesine kurnaz ki bu, işi gücü sürekli beni aldatmak. Ama beni aldatıyorsa, hiç kuşkusuz ben de varım demek ki. O zaman istediği ka­dar aldatsın, bir şey olduğumu düşündüğüm sürece, hiçbir şey olduğuma beni asla inandıramayacak. O halde her şeyi yeterince ve dik­katlice gözden geçirdikten sonra şu önermeyi, yani Benim, öyleyse varım, önermesini ne za­man dile getirsem ya da zihnimden geçirsem, bunun zorunlu olarak doğru olduğunu kabul etmeliyim.
Sayfa 34·Kitabı okuyor
Alıntı
Bu ülkede hele bu kentte, yazarlıkla uğraşan birinin işi çok güç. Çok güç, çünkü kiralanmış bir ruhun da, kendisini oburca koruyan ruhtan daha ışıklı olduğu yerdeyiz.
Adil bir padişahın iki yüzü de astarlı olan bir kaftanı olduğunu işittim. Bir kimse ona ''Çin kumaşından bir kaftan diktirsen olmaz mı?'' diye sordu. Padişah şöyle cevap verdi: ''Elbise insanın vücudunun örtmek, insanı rahat ettirmek içindir. Bu kaftan da o işi görüyor. Bundan fazlasını ararsan, süs halini alır. Ben halktan vergiyi kendimi ve tahtımı süslemek için almıyorum. Eğer kadınlar gibi ipekli ve süslü elbiseler kuşanırsam, erlik yaparak düşmanımı nasıl defedebilirim. Nefsim böylesi süsleri isteyebilir. Fakat hazine malı yalnız benim değildir. Hazineler asker içindir; eğlence ve süs için değildir. , Padişahından hoşnut olmayan asker, memleketin hududunu muhafaza edemez.''
Sayfa 65 - İnsan Kitap
Edebiyat
Eğer bir başkası benim gibi hissetmiyorsa gerçekten incinirim. Ben ancak yaptıkları işi saçma bulan insanlara yakınlık hissederim.
Sayfa 71·Kitabı okuyor
Alıntı
Reklam
Reklam