Yürümenin Felsefesi: Yavaşla, Yol Senden İncinmesin
8/10
·191 syf.·
2026 176. kitabı
Raylar pas içindeydi. Demir, yılların sessizliğiyle renk değiştirmiş, kahverengiye çalan bir yorgunlukla toprağa karışmıştı. Traverslerin arasından çıkan otlar bu hattın artık bir ulaşım değil, bir unutulma alanı olduğunu gösteriyordu. Bir zamanlar hızın ve düzenin simgesi olan bu çizgi şimdi doğanın sabrına teslim olmuştu. Sağ tarafta eski bir istasyon binası duruyordu. Çatısı kısmen çökmüş, camları kırılmıştı. İçeride bir zamanlar bekleyen insanların varlığı artık sadece boşluk olarak hissediliyordu. Biraz ileride tünel ağzı görünüyordu. Karanlık, gündüzü bile içine çekiyordu. Ben, Ravi, Hiç ve Münzevi rayların üzerine adım attık. Buraya Frédéric Gros Yürümenin Felsefesi kitabını konuşmak için gelmiştik. Ama daha ilk adımda anlaşılan, bu yol sadece kitabı anlatmayacaktı, kitabı değiştirecekti. İlk soruyu ben sordum. “Gros yürümeyi neden bir ulaşım biçimi olarak değil de bir düşünme biçimi olarak ele alıyor?” Ravi kısa bir süre raylara baktı. “Çünkü ulaşım hızla ilgilidir. Ama düşünme hızla değil, ritimle ilgilidir. Kitap boyunca gördüğümüz şey modern insan sürekli varmak istiyor. Yürüyen insan ise bazen varmak istemiyor. Sadece kalmak, görmek, değişmek istiyor. Bu yüzden yürüyüş bir araç değil, bir durum.” Hiç hemen araya girdi. “Ama bu fazla idealize değil mi? Sonuçta yürümek de bir eylem. İnsan yürüyerek yine bir yere gidiyor.” Münzevi bakışını raylardan kaldırmadan konuştu. “Gidiyor ama mesele orası değil. Mesele, giderken ne kaybettiğin. Tren rayları bize bunu gösteriyor. Ray üzerinde hareket eden şey özgür değil, sadece güçlüdür. Yürüyen insan ise güçlü değil ama yön değiştirebilir.” Bir süre sessizlik oldu. Rayların sesi yoktu ama sanki geçmişten bir titreşim kalmıştı. Ben ikinci soruya geçtim. “Kitapta Nietzsche neden bu kadar önemli bir yer tutuyor?” Ravi cevap
Yürümenin FelsefesiFrédéric Gros · Kolektif Kitap · 20209,1bin okunma
Puan vermedi·400 syf.··
2026 98. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 15 Haziran 2026 20:19
Orhan Kemal’in 1960 yılında kaleme aldığı ve okuyucu ile buluşturduğu “El Kızı“, çok tanıdık bir hikayeyi ele almış olmakla birlikte, insanda farklı duygular yaratıyor. Toplumcu gerçekçi yazarlarımızdan Orhan Kemal işçiye, köylüye, yoksula, insan ilişkilerine dair önemli tespitleri romanlarındaki karakterler ile hayat bulmakta. El Kızı da bu başarısının örneklerinden biri. Romanımızın üç ana kahramanı var. Nazan, Mazhar ve Hacer. Nazan, Mazhar’ın karısı. Sevgisini belli edemeyen, her an hata yapmaktan korkan bir karakter. Mazhar şehrin en tanınan avukatlarından biri. Nazan’ı yıllar öncesinden sevmiş ve kendi isteğiyle evlenmiş. Mazhar’ın annesi Hacer ise aşağılık kompleksi yaşayan, avukat annesi olmakla gurur duyan ve Nazan’ı Mazhar’a layık görmeyen kayınvalide olarak karşımıza çıkıyor. Kitabın adından da tahmin edilebileceği gibi, bir gelin-kayınvalide çatışması ve arada kalan bir koca ile başlıyor hikayemiz. Şahsen okurken yalnızca bu çatışmaların ele alınacağını düşündüğüm romanda işler bambaşka seyrediyor ve her karakterin penceresinden dünyaya bakmak mümkün oluyor. Kapak görselinde yer alan tektaş yüzük, hikayenin başında karşımıza çıkıyor. Nazan’ı mutlu etmek isteyen Mazhar, yüklü para vererek bu tektaşı satın alıyor. Karısına hediyeyi verdiğinde bu sefer ondan bir sıcaklık görmeyi umuyor. Mazhar’ın ricası ise, Nazan’ın bu yüzüğü Hacer hanıma göstermemesi. Ancak Hacer hanım bir noktada bu yüzüğün varlığından haberdar oluyor ve Nazan’a karşı duyduğu rahatsızlık birken bin oluyor. Asıl hikaye ve çatışmalar ise bundan sonra başlıyor. O yılların toplumsal cinsiyet rollerine ayna olmaya niyetli olan El Kızı romanı, günümüze de ayna tutmayı başarıyor bana kalırsa. Hikayede süslü, “boyanan” kadına; bakımsız, “pespaye” kadına ve özgür olma çabasında olan kadına nasıl
Roman
El KızıOrhan Kemal · Everest Yayınları · 202615,2bin okunma
Reklam
Puan vermedi·218 syf.··
2026 78. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 15 Haziran 2026 01:06
Sonsuz Suyun Kıyısında, beni hem tarihî atmosferiyle hem de anlattığı hikâyeyle etkileyen bir roman oldu. Çatalhöyük’ün büyüleyici dünyasında geçen bu eser, geçmişin izlerini sürerken insan ilişkilerini, inançları ve yaşam mücadelesini de başarılı bir şekilde yansıtıyor. Kitabın en sevdiğim yönlerinden biri, tarihî detayların hikâyeye doğal bir şekilde yedirilmiş olmasıydı. Okurken kendimi binlerce yıl öncesinin yaşamına tanıklık ediyormuş gibi hissettim. Yazarın sade ama akıcı anlatımı sayesinde sayfalar kolayca ilerledi ve merak duygusu hiç azalmadı. Karakterler arasında ise en çok Biblu’nun hikâyesini sevdim. Onun yaşadıkları, duyguları ve olaylar karşısındaki tavrı beni hikâyeye daha da bağladı. Bazı anlarda ona üzülürken bazı anlarda umutlandım; bu da karakterin benim için unutulmaz olmasını sağladı. Benim için Sonsuz Suyun Kıyısında, yalnızca tarihî bir roman değil, aynı zamanda geçmişte yaşayan insanların da bugünkü insanlar kadar güçlü duygular taşıdığını hissettiren etkileyici bir yolculuktu. Hem Çatalhöyük’e ilgi duyanların hem de tarihî kurgu sevenlerin keyifle okuyabileceği, akıcı ve düşündürücü bir eser olduğunu düşünüyorum. Ben okurken büyük bir keyif aldım ve özellikle Biblu’nun hikâyesi uzun süre aklımdan çıkmadı. Sonsuz Suyun Kıyısında
Sonsuz Suyun KıyısındaIşıl Işık · Sayda Yayıncılık · 20268 okunma
Puan vermedi·192 syf.··
2026 20. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2026 09:49
Konusu: Tanıtım bülteninden; On üç yaşındaki bir kız, sevgi dolu, kitaplarla çevrili güvenli dünyasından koparılır ve hiç tanımadığı bir gerçekliğe, beş çocuklu öz ailesinin yanına bırakılır. Bu geri verilişin nedenleri ondan sır gibi saklanır. Yoksulluğun ve sertliğin hüküm sürdüğü kırsal bir hayatın parçasıdır artık. İki anne, iki farklı hayat ve iki kimlik arasında savrulurken, tüm bu zorlukların içinde, bir ışık parıldar: Küçük kız kardeşi Adriana`nın saf, sarsılmaz sevgisi. Adriana, bu sert dünyada ablası için hem bir sığınak hem de direnişin simgesi olacaktır. İnceleme: Büyük bir beklentiyle başladığım kitapta tasvip etmediğim bir konuya denk gelince tüm okuma heyecanım gitti. Yani böyle bir konuya gerek var mıydı? Kitap zaten öyle abartıldığı kadar da değil. Ben daha karışık olaylar, iki hayat arasında daha çok farklar ve karşılaştırmalar bekledim. Her şey yüzeysel bir şekilde ilerledi. Kızın neden geri verildiğini tahmin ediyordum zaten o da doğru çıktı. Büyük bir beklentiniz olmadan okuyun diye tavsiye edebilirim sadece. Okumak isteyenlere keyifli okumalar diliyorum.
Geri Verilen KızDonatella Di Pietrantonio · Domingo Yayınevi · 20254,121 okunma
10/10
·112 syf.··
Beğendi
·
2026 33. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 01 Haziran 2026 23:49
Bu kitabı okurken içimde bir şeyin çıt diye kırılıverdiğini hissettim. Sanki bir kandırmacadan yaşamın gerçeklerine uyanıvermişim gibi geldi. Bir edebi eser okuyucuda sayısız farklılıkta duygu uyandırabilir. Bu hikayenin benim aynamdaki yansıması ise kahramanın yaşadığı kazadan sonra kaybettiği yüzü kadar ürperticiydi. Yazabilmek bir marifettir, hatta okuyabilmekte. İlki yetenek ister, ikincisi de sabır. Yani herkesin harcı değildir okumak da yazmak da. Bu sebeple her ikisini de yapabildiğim için kendimle övünür, bu kümeye ait insanlar olarak ayrıcalıklı olduğumuza inanırdım. Ama insan edebiyata öylesine düz yolda giderken rastlamazdı ki. Kırılan yerden yeşerirdi edebiyat. Acının, özlemin, yitik duyguların omuzlarında yükselirdi. Işık gibiydi evet, ama yalnızca zifiri karanlıkta anlamlıydı; dosttu, bu yüzden yalnızlıkta değerliydi. Okuyorsan çaresizdin, yazıyorsan yaralıydın. Boğulmuyorken çırpınmazdın, düşmüyorken tutunacak dal aramazdın. Dostoyevski Çar’ın idam mangasının önünde ölümle yüz yüze gelmeseydi, ne Raskolnikov’dan haberimiz olacaktı, ne de Ölüler evinden. Kafka babası tarafından değer görseydi, ölümünden sonra dahi olsa kırılgan duygularına tanıklık edemeyecektik. Savaşlar, sürgünler, politik kavgalar olmasa duyar mıydık Sandor Marai’lerin Milan Kundera’ların adlarını. Romanın daha ilk bir kaç sayfası beni can evimden vururken bunları düşündüm.Ve kendime şu soruyu sordum; “ Hayatın debdebesinden, acılarımızdan kacarken, ama okuyarak ama yazarak, edebiyata sığınan bizler hakikaten ayrıcalıklı kesim miydik?” Sorunun cevabını vermeden önce kitabı inceleyelim. Yazarın kendi hayat hikayesinden esinlenerek yazdığı bir roman Almodovar Teoremi. Kahramanımız Antoni Matematik bölümünden başarı ile mezun olduktan sonra kız arkadaşı ile birlikte mezuniyet
Almodovar TeoremiAntoni Casas Ros · Sel Yayıncılık · 2013945 okunma
Puan vermedi·188 syf.··
2026 85. kitabı
#fundaokuyupyorumluyor @ceresyayinlari ndan çıkan @oyamumcuoglu nun kaleme aldığı #atlasınkızları adlı eseri de tarihe tanıklık yapıyor. Öyle ki tarih boyunca yapılan keşifler, uzun yolculuklar ve büyük maceralar anlatılırken çoğu zaman erkek isimleri ile karşılaştık. Ancak Atlasın Kızları, tarihin gölgesinde kalmış cesur kadınların hikâyelerini gün yüzüne çıkararak bu algıyı değiştiriyor. Yazar, dünyanın farklı coğrafyalarında sınırları zorlayan, toplumun dayattığı kurallara rağmen hayallerinin peşinden gitmekten vazgeçmeyen kadınların yaşamlarını akıcı ve ilgi çekici bir dille okuyucuya sunuyor. Kitapta yer alan kadınların ortak noktası ise, yaşadıkları dönemin tüm engellerine rağmen meraklarından ve keşfetme tutkularından asla vazgeçmemeleri. Kimi erkek kılığına girerek gemilerde çalışmış, kimi tek başına çölleri aşmış, kimi ise ulaşılması imkânsız görülen coğrafyalara ulaşarak tarihe adını yazdırmış. Atlasın Kızları, kadınların cesaretini, kararlılığını ve özgürlük arayışını anlatan; okurun bakış açısını genişleten, düşündüren ve ilham veren bir eser. Kitabı bitirdiğinizde hayallerinin peşinden gitmenin ve kalıpları kırmanın ne kadar değerli olduğunu bir kez daha görüyoruz. Tarihin görünmeyen sayfalarına ışık tutan bu kitap, özellikle güçlü kadın hikâyelerini okumayı sevenler için unutulmayacak bir okuma deneyimi sunuyor.
Atlasın KızlarıOya Mumcuoğlu · Ceres Yayınları · 20258 okunma
Reklam
Reklam