Işıl AKTÜRK GÜNEŞ

''Aşk? Aşk nedir?'' diye düşünüyordu. ''Aşk ölüme engel olur. Aşk hayattır. Her şeyi, anladığım her şeyi, sevdiğim için anlıyorum. Her şey sadece sevdiğim için var, her şey sadece sevdiğim için oldukları yerde. Her şey sadece ona bağlı. Aşk Tanrı'dır ve ölmek de benim için aşkın bir parçası, herkesin döneceği ebedi kaynağa dönmektir.''
Sayfa 552 - 2. Cilt·Kitabı okudu
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
''Çile bir saat sürer, yaşam bir asır.''
Sayfa 531 - 2. Cilt·Kitabı okudu
''Sakin, fırtınasız zamanlarda her yöneticiye, yönettikleri halk sadece kendi çabalarıyla hayatını devam ettiriyormuş gibi gelir ve böyle olduğunu düşünen her yönetici ister istemez bunun kendi çabalarının ve emeğinin başlıca ödülü olduğunu hisseder. Tarih denizi sakin olduğu müddetçe, dayanıksız kayığıyla ilerlerken, kayığına bağlı halk gemisini de götüren her vali-yöneticiye, gemiyi kendi çabaları hareket ettiriyormuş gibi gelmesi anlaşılır bir şeydir. Ama fırtına çıktığı, deniz kabardığı ve gemi kendi kendine hareket etmeye başladığı anda bu yanılgının devam etmesi imkansız hale gelir. Gemi kendi büyük salınımlarıyla hareket eder, gemiyi götüren kayık artık onu yönlendiremez ve vali bir anda yöneten konumunu, gücünün kaynağını kaybeder; değersiz, faydasız, kuvvetsiz bir insan durumuna düşer.''
Sayfa 412 - 2. Cilt·Kitabı okudu
''Vücudumuz yaşamamızı sağlayan bir makinedir. Bunun için düzenlenmiştir, doğası budur; içindeki hayata karışmayın, kendi kendini savunsun: O bu işi, sizin onu ilaçlarla felç etmenizden daha iyi becerir. Vücudumuz belli bir süre işleyecek olan mükemmel bir saattir; saatçi onu açamaz, sadece el yordamıyla ve gözü bağlı bir halde idare edebilir. Vücudumuz yaşamamızı sağlayan bir makinedir, işin özü bu.''
Sayfa 268 - 2. Cilt-dipnot·Kitabı okudu
''Prens Andrey, ''Esir almamak,'' diye devam etti, ''yalnız bu bile tüm savaşı değiştirir, acımasızlığını azaltırdı. Ama biz savaşta oyun oynadık, kötü olan bu, asil ruhlu davranmaya falan çalışıyoruz. Bu asalet ve duyarlılık, öldürülen bir danayı gördüğünde fenalaşan bir hanımefendinin asil ruhluluğuna ve duyarlılığına benziyor; kadın o kadar iyi yüreklidir ki kan görmeye dayanamaz ama o dana önüne sosla servis edildiğinde afiyetle yer. Bize savaş kurallarından, şövalyelikten, müzakerecilerden, talihsizlere acımaktan ve bu tür şeylerden bahsediyorlar. Bunların hepsi saçmalık. Ben 1805 yılında, şövalyeliği de müzakerecileri de gördüm: onlar bizi kandırdı, biz onları kandırdık. Kendilerinden olmayanların evlerini soyarlar, sahte para basarlar ve hepsinden kötüsü benim çocuklarımı, babamı öldürürler, sonra da savaş kurallarından, asil ruhluluktan bahsederler. Esir almamak, öldürmek ve ölüme gitmek! Bu noktaya, aynı benim gibi acı çekerek gelen bir insan...''
Sayfa 250 - 2. Cilt·Kitabı okudu