''Prens Andrey, ''Esir almamak,'' diye devam etti, ''yalnız bu bile tüm savaşı değiştirir, acımasızlığını azaltırdı. Ama biz savaşta oyun oynadık, kötü olan bu, asil ruhlu davranmaya falan çalışıyoruz. Bu asalet ve duyarlılık, öldürülen bir danayı gördüğünde fenalaşan bir hanımefendinin asil ruhluluğuna ve duyarlılığına benziyor; kadın o kadar iyi yüreklidir ki kan görmeye dayanamaz ama o dana önüne sosla servis edildiğinde afiyetle yer. Bize savaş kurallarından, şövalyelikten, müzakerecilerden, talihsizlere acımaktan ve bu tür şeylerden bahsediyorlar. Bunların hepsi saçmalık. Ben 1805 yılında, şövalyeliği de müzakerecileri de gördüm: onlar bizi kandırdı, biz onları kandırdık. Kendilerinden olmayanların evlerini soyarlar, sahte para basarlar ve hepsinden kötüsü benim çocuklarımı, babamı öldürürler, sonra da savaş kurallarından, asil ruhluluktan bahsederler. Esir almamak, öldürmek ve ölüme gitmek! Bu noktaya, aynı benim gibi acı çekerek gelen bir insan...''