Işıl AKTÜRK GÜNEŞ

''İnsan ölmekte olan bir hayvan gördüğünde içini korku kaplar: Sanki kendisi, kendi içinden bir şeyler gözleri önünde yok olmakta, varlığı sona ermektedir. Ama ölmekte olan bir insan, sevilen, değer verilen bir insansa, yok olan hayat karşısında korkunun yanı sıra yüreğinde bir boşluk, bir yara hisseder ve bu yara, fiziksel bir yara gibi bazen öldürür bazen iyileşir; ama dışarıdan rahatsız edici bir temas geldi mi her zaman acır ve içine kapanır.''
Sayfa 683 - 2. Cilt·Kitabı okudu
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
''Hayat her şeydir. Hayat Tanrı'dır. Her şey değişir ve hareket eder, bu hareket Tanrı'dır. Hayat var oldukça kutsal olanın bilincine varma zevki de var olacaktır. Hayatı sevmek Tanrı'yı sevmektir. Asıl zor ve kutsal olan hayatı acılarıyla, suçsuz yere çekilen acılarla sevmektir.''
Sayfa 667 - 2. Cilt·Kitabı okudu
''Piyer kulübede esaret altındayken, insanın mutlu olmak için yaratıldığını, mutluluğun insanın içinde, doğal insani ihtiyaçlarının giderilmesinde olduğunu ve mutsuzluğun yokluktan değil bolluktan kaynaklandığını, aklıyla değil tüm varlığıyla, hayatın kendi içinde öğrenmişti; ama şimdi, üç haftalık bu yürüyüşten sonra yeni, teselli verici bir gerçeği, dünyada korkulacak hiçbir şey olmadığını öğrenmişti. İnsanın mutlu ve tamamen özgür olabileceği bir durum olmadığı gibi mutsuz ve tutsak olabileceği bir durumun olmadığını da öğrenmişti. Acı çekmenin de özgürlüğün de bir sınırı olduğunu ve bu sınırların birbirine çok yakın olduğunu öğrenmişti; kuştüyü yatağında tüylerden biri rahatsız ettiği için acı çeken insanın, kendisinin o anda, nemli toprak üzerinde, bir yanı üşüyüp diğer yanı ısınarak uykuya dalarken çektiği acı gibi bir acı çektiğini öğrenmişti; ayağını sıkan balo ayakkabılarının verdiği acının, şimdi yara bere içindeki çıplak ayaklarıyla (ayakkabıları parçalanalı çok olmuştu) yürürken çektiği acıya benzediğini öğrenmişti. Karısıyla, kendi isteğiyle evlendiğini sandığı zaman, şu anda, bir ahırın içine kapatılmış halinden daha özgür olmadığını öğrenmişti.''
Sayfa 660 - 2. Cilt·Kitabı okudu
''İnsan bir harekete giriştiği zaman bu hareketi için her zaman bir amaç belirler. Bin verst yol alması için bu bin verstin sonunda kendini iyi bir şeyin beklediğini düşünmesi gerekir. İnsanın hareket etme gücünü bulabilmesi için vaat edilmiş toprak düşüncesine sahip olması gerekir.''
Sayfa 616 - 2. Cilt·Kitabı okudu
''Prens Andrey mutluluğun sadece olumsuz olabileceğini düşünüyor ve söylüyordu ama bunu, hafif bir acı ve ironi vurgusu katarak söylemişti. Sanki bunu söylerken başka bir düşünceyi, olumlu mutluluğa ulaşma isteğimizin içimize, sırf bu isteğimize ulaşamayıp işkence çekelim diye yerleştirildiği düşüncesini dile getiriyordu. Ama Piyer bu mutluluğa ulaşılabileceğini, arka planında başka hiçbir şey düşünmeden kabul ediyordu. Acının olmaması, ihtiyaçların karşılanması, yapacağı işi yani hayat tarzını seçme özgürlüğü artık Piyer'e, insanın kesinlikle en büyük mutluluğu gibi geliyordu. Piyer, yemek yemek istediği zaman yemenin, bir şey içmek istediği zaman içmenin, uyumak istediği zaman uyumanın, üşüdüğü zaman ısınmanın, konuşmak ve insan sesi duymak istediği zaman konuşmanın keyfini, ilk defa burada tam olarak tadıyordu. Güzel yemekler, temizlik ve özgürlük gibi ihtiyaçlardan mahrum olduğu şu anda Piyer'e eksiksiz bir mutluluk gibi geliyordu; hayat, yani yapacağı işi seçmekse böyle sınırlanmışken son derece basit görünüyordu. Hayatta aşırı rahatlığın, ihtiyaçlarının karşılanmasının getirdiği bütün mutluluğu ortadan kaldırdığını, yapacağı işi seçme özgürlüğünün, eğitiminin, zenginliğinin, toplumdaki yerinin ona sağladığı özgürlüğünse, iş seçmeyi içinden çıkılmaz hale getirdiğini, iş seçme ihtiyaç ve ihtimalini ortadan kaldırdığını unutuyordu.''
Sayfa 594 - 2. Cilt·Kitabı okudu