Işıl AKTÜRK GÜNEŞ

''Havanın içindeki her atom, aynı güneş gibi, kendi içinde eksiksiz bir küredir ve bununla birlikte insanın kavrayamayacağı büyüklükteki bütünün bir atomudur; her birey de aynı şekilde, kendi içinde kendi amaçlarını taşır ve onları, insanın kavrayamayacağı ortak amaç için de taşır. Çiçeğin üzerine konmuş arı çocuğu sokmuştur. Arılardan korkmaya başlayan çocuk arıların amacının insanları sokmak olduğunu söyler. Şair çiçek çanağından polenleri alan arıya hayran olur ve arıların amacının çiçeklerin aromasını içlerine çekmek istediğini söyler. Arının çiçekten polen topladığını ve kovanına götürdüğünü gören arıcı, arının amacının bal toplamak olduğunu söyler. Arı kümesinin hayatını daha yakından inceleyen başka bir arıcı, arının polenleri genç arıları beslemek ve kraliçe arının yumurtlamasına imkan sağlamak amacıyla topladığını, amacının türünü devam ettirmek olduğunu söyler. Botanikçi, arının erkek çiçekten aldığı poleni dişi çiçeğin pistiline götürerek dişi çiçeği döllediğini gözlemler ve arının amacı olarak bunu görür. Bitkilerin göçünü gözlemleyen başka bir botanikçi arının bu göçe katkıda bulunduğunu görür ve bu yeni gözlemci arıların amacının bu olduğunu söyleyebilir. Ama arıların nihai amacı, bu amaçlardan ne birine ne diğerine ne de insan aklının ortaya çıkardığı bir üçüncüsüne indirgenebilir. İnsan aklı bu amaçların ortaya çıkarılmasında ne kadar ileri giderse, nihai amacın bizim için kavranılmaz olduğu o kadar belirginleşir. İnsan ancak arının hayatının, hayatın diğer olgularına uygunluğu üzerine yapılan gözlemlere ulaşabilir. Aynı şey tarihi karakterlerin ve halkların amaçları için de geçerlidir.''
Sayfa 774 - 2. Cilt·Kitabı okudu
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.

Işıl AKTÜRK GÜNEŞ

, bir kitap okudu
Puan vermedi·488 syf.·
2024 26. kitabı
Candan Özer
8.6/10 · 159 okunma
''Alıştığımız yolun dışına çıktığımız zaman her şeyimizi kaybettiğimizi düşünürüz; ama yeni ve iyi bir şey ancak o zaman başlayabilir. Hayat varsa mutluluk da vardır. Önümüzde daha çok, çok şey var.''
Sayfa 746 - 2. Cilt·Kitabı okudu
''Daha önceleri ona eziyet eden, sürekli bulmak için uğraştığı hayatın amacı artık onun için yoktu. Hayatın amacını arayışı, onun için sadece o anlık, tesadüfi bir şey değildi, böyle bir şeyin olmadığını ve olamayacağını hissediyordu. O sırada onu mutlu eden, mutlak, keyif veren özgürlük bilincinin ortaya çıkmasını, bir amacının olmaması sağlıyordu. Onun amacı olamazdı çünkü artık bir inancı vardı, herhangi bir kurala, sözlere ya da düşüncelere değil, daima var olan daima hissedilen Tanrı'ya inancı vardı. Daha önce onu kendine koyduğu amaçlarda aramıştı. Bu amaç arayışı Tanrı'yı arayıştan başka bir şey değildi ve esareti sırasında dadısının ona uzun süre önce söylediği şeyi, Tanrı'nın orada, burada, her yerde olduğunu sözlerle değil, akıl yürütmeyle değil, doğrudan doğruya hissederek anlamıştı. Tanrı'nın Karatayev'de, masonların benimsediği Evrenin Ulu Mimarı'nda olduğundan daha yüce, daha sonsuz ve daha ulaşılmaz olduğunu esareti sırasında anlamıştı. Kendini, gözlerini kısıp uzaklara bakarken aradığını ayaklarının dibinde bulan bir adam gibi hissediyordu. Hayatı boyunca çevresindeki insanların başkalarının üzerinden uzaklarda bir yere bakmıştı ama gözlerini kısmasına gerek yoktu, sadece önüne bakması yeterliydi. Önceleri o yüce, idrak edilmez, sonsuz şeyi hiç göremezdi. Sadece onun bir yerlerde olması gerektiğini hisseder, onu arardı. Yakında, anlaşılır olan her şeyde sadece sınırlılık, sığlık, dünyevilik ve anlamsızlık görürdü. Zihinsel bir dürbün kuşanmıştı ve uzaklara, bu sığlığın, dünyeviliğin olduğu, sisin altına saklanmış, sadece net bir şekilde görünmediği için ona yüce ve sonsuz gelen yere bakıyordu. Avrupa yaşamı, politika, masonluk, felsefe, hayırseverlik ona böyle görünüyordu. Ama o zaman bile, kendi yetersizliği olarak gördüğü bu anlarda aklı bu uzaklara
Sayfa 724 - 2. Cilt·Kitabı okudu