“Herkesin bir ilk ismi vardır, kendisinin bile bilmediği. Hepimiz o ilk ismimizi bulmak için geliriz bu dünyaya. Ama dünyada gördüklerimize kendimizi kaptırıp ismimizi aradığımızı unuturuz. O yüzden devamlı sorarız birbirimize, “Benim ne işim var burada?” diye.
Tanrıyı uydururuz bahane olarak. Bir yaratıcının eğlencesi olduğumuza ikna oluruz. Bizimle eğlenen bir yaratıcının hiddetinden kendi kendimizi korkuturuz. O yüzdendir içine düştüğümüz bu boşluklar, bu kayboluşlar, bu anlam aramaları, bu bulamamalar, bu bunalımlar…”
“Bazen birden, hiç beklenmeyen bir zamanda zihne çarpıvermiş hakikatler vardır ki senelerden beri damla damla, çeşitli zamanlarda döküle döküle birikmiş belirtilerin, küçük küçük, başlı başlarına manasız işaretlerin birdenbire doğuveren neticesidir. Bir hiç, fikirden geçen bir rüzgâr, o manasız belirtileri, işaretleri açıverir, bunlar, aralarından engelleyici duvarlarla kalkıvermiş zerreler gibi birbirine katılır, birbirini bulur, onlardan bir küme meydana gelir ki görülmemesi mümkün olmayan bir hakikat hükmünü alır…”
“Hayat bazen nasıl da unutturuyor bize ölümü. Ama iyi ki unutturuyor. Ölümü en çok hayata bir amaçla bağlananlar unutur. Zaten biz hayata bir anlam katamazsak yaşamak pek de anlamlı değil ki…”