Heinrich Zimmer, Hindu felsefesinde yaşam yolculuğunun dört aşamaya ayrıldığını söyler. İlki çıraklık, öğrencilik, muritlik aşamasıdır. Yani yaşamın sabahında esasen efendinin buyruklarına itaat edilir, verdiği dersler dinlenir, eleştirilere boyun eğilir ve ilkelere ayak uydurulur. Almak, kabul ermek gerekir. İkinci aşamada, yaşamının öğleninde artık yetişkinliğe ulaşan adam evlenir, ailesinin sorumluluğunu üsttenerek evinin efendisi olur: Servetini elinden geldiğince idare eder, din adamlarının geçimine yardım eder, toplumsal zorlamalara boyun eğdiği gibi bu zorlamaları başkalarına da dayatır. Ona toplum ve aile içinde bir rol biçen toplumsal maskeleri takınayı kabul eder. Ardından, yaşamının öğle sonrasında çocuklar nöbeti devralmaya hazır hale geldiklerinde adam toplumsal görevleri, ailevi sorumlulukları, ekonomik endişeleri tümden reddedip keşiş hayatına geçebilir. Bu aşama "ormana çekilme"dir; zamanın başlangıcından beri içimizde değişmeden ikamet eden ve uyandırılmayı bekleyen şeyle, maskeleri, işlevleri, kimlikleri, tarihleri aşan ebedi Benlik'le içe dönme ve tefekkür yoluyla ilişki kurulur. Yaşamımızın sonsuz ve görkemli olması gereken yaz gecesinde, keşişin yerini seyyah alır nihayet: Bundan böyle yaşam, bir o yöne bir bu yöne yapılan sonsuz yürüyüşün, isimsiz Benlik'le Dünya'nın her yerde atan kalbi arasındaki ahengi resmettiği gezginliğe (göçebe dilencilik aşamasına) adanır. Bilge her şeyi reddeder. Tüm zincirlerden tamamen kurtularak ulaşılan, özgürlüğün en yüksek mertebesidir bu. Artık ne kendine ne de dünyaya bulaşır bilge. Geçmişe ve geleceğe aynı ölçüde kayıtsız kalarak, bir arada var olmanın ebedi şimdiliği olur sadece. Swami Ramdas'ın hac günlüklerinde de gördüğümüz gibi, her şeyi reddettiğimizde her şey bol bol sunulur bize. Her şeyden kasıt,
Alıntı
Gözler kalbin aynasıysa işim çok zordu.
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Demek istediğim, yürüyerek benliğinizle buluşmaya gitmezsiniz. Burada mevzu, kendinizi yeniden bulmak, otantik bir ben veya kayıp bir kimliğe yeniden kavuşmak için eski bağlardan kurtulmak değildir. Yürüyerek, kimlik fikrinin kendisinden, biri olma, bir isim ve hikayeye sahip olma isteğinden kaçarsınız. Biri olmak, herkesin kendinden bahsettiği yüksek sosyete toplantılarında ya da terapi seanslarında iyidir. Oysa biri olmak, boynumuza ağır ve aptalca bir kurgu zincirleyen (bizi benlik tasvirimize sadık kalmaya zorlayan) toplumsal bir zorunluluk değil midir? Yürürken biri olmama özgürlüğünü yakalarız, çünkü yürüyen bedenin tarihi yoktur, o sadece hareket halindeki kadim yaşamdır. İşte biz, iki ayağı üstünde hareket eden, büyük ağaçlar arasındaki katıksız güç ve haykırıştan ibaret bir hayvanız. Yürürken, yeniden keşfedilmiş o hayvanın varlığını ortaya koymak için sıkça haykırmamız da bu yüzdendir.
Alıntı
"El eleysek yollar kısalır. Karanlıklar aydınlanır. Bir dost varsa hep yanımda, Işığı katılır ışığıma. Yanımdaysan güler içim, Cesaretle dolar her işim. Kalbim der ki: DURMA DEVAM ET! Karanlıkta parlayan ışık benim."
Sayfa 26·Kitabı okudu
«Acaba benim defter-i ilahîye ismim kayd oldu mu? Bana «insân» diye bir isim verildi mi?» diye düşün. Yoksa hakikî mü'min ölmez, sadece elbise değiştirir. Evet, Hak yolcusu ölmez. Ölen: Hayvandır, zâlimdir, müşrikdir, mürteddir, insan haklarını ezendir, mahlûka nazar-ı hakaretle bakandır..
Sayfa 468 - Yaylacık Matbaası 1984 Baskısı·Kitabı okuyor
Okuma Mezopotamya'da uzun süre oldukça ilkel bir araç olarak kaldı. Dünyanın ilk faal okurları, kontrollü bir oligarşiyi güçlendirmeye hizmet eden metni yalnızca çıplak bir iskelet halinde (isim, mal, miktar olarak) gördüler. Sümer yazısı "önceden var olan sözlü bir söylemi yeniden üretmek için değil, somut bilgi parçalarını ezberlemek için" geliştirildi. Kısa zaman içinde bu du rum, gerçek dünyayı isimlerden (özel isimler ve mallar), sıfatlardan (nitelikler), fiillerden (eylemler) ve kolayca kavranabilen sütunlar halinde düzenlenmiş sayılardan oluşan kullanışlı listeler halinde sınıflandırmaya yol açtı; bu liste ler sadece konumlanışlarıyla anlam taşıyabiliyorlardı. "Okuma" konuşmayı yeniden inşa etmekle değil, ilintili bilgi parçalarını mantıksal olarak bir ara ya getirmekle ilgili hale geldi. En eski okumalar belki tam olmayan yazıların okumalarıydı ama yine de "tam okumalar"dı. Çünkü yazının aksine okuma dile bağlı değildir: Okuma her şeyden önce (sözlü değil) görsel ve (dilsel değil) kavramsaldır.
2025, 7.