4/10
·288 syf.··
2026 19. kitabı
·
26 günde okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2026 00:27
Bu romanı elime çok büyük beklentilerle almıştım. Bunun sebebi yalnızca ödül alması değil aynı zamanda ismi, konusu kapak tasarımına kadar ilgimi çektiği içindi. Ancak bu kitap kaybolan bir potansiyelin, sürekli aynı sayfaları okuyormuş hissi veren cümlelerin, bir döngüde sıkışıp kalmanın hikayesi gibiydi. Eğer bunu karakterlerin psikolojik derinliğini yansıtarak yapsaydı çok büyük bir potansiyel yakalayacağını düşünüyorum ancak sadece bir karaktere saplanıp kalarak kitabın vadettiğini veremedi.
Öteki İsimJon Fosse · Monokl Yayınları · 202523 okunma
1/10
·376 syf.··
2026 7. kitabı
·
20 günde okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 20:46
Kitap beklentilerimin çok altinda kaldi öve öve bitirilemeyen, fazlaca sisirilmis bir Elif Şafak kitabı daha.iyiki, kütüphaneden almısım dedirtti. Paraniza yazik en onemlisi de vaktinize yazık okurlar.Şimdi gelelim kitap incelemesine.Seçilen karakterler isimler o kadar nokta atısli secilmis ki. Türklere karşı olan dūsmanligini o kadar sinsice yedirmiski.Sonrada buna tarafsizca herkesimden insanin yasantilarindan kesitleri,kadinlarin zor hayat sartlari bulundugu kilifiyla lanse ediliyor.Turk ailesinde her dalavere var, Ermeni ailesindeki karakterler idealist dūzgūn hicbir kusuru yok varsada olabilecek ufak tefek seyler.Tarafsiz dedigi halde yazik onlar soykirima kurban gittiler agitlari. Bunuda cinine soyletmesi. Kurban zihniyetinin arkasina gecerek Türklere giydirmis sozum ona. En saygisizca olani da tecavuz olayinin bir Türk ailede yasanmasi ve ailenin kizlarindan en kucugununde veen guzel alimli acik giyinen Zeliha karakterinde gerceklesmesi. Tecavüz eden kardeşinin adi Mustafa olmasi neden ? ermeni ailede gerceklesmeyip bide o kadar isim arasinda gelip bu ismi seciyorsunuz sayin elif hanim?Anlıyoruz Müslümanlardan nefret ediyorsunuz ama saygida duymuyorsunuz.Suan yasadiniz arizonada daha iyisinizdir. Türkiyeyi sevmediniz soyadinizi annenizin adini kullaniyorsunuz . Bari isminizinde aslinda Elif olmadigini soyleyinde tam olsun. Gizli kapakli degil gercekci bi sekilde tarafi bulundugunuz yerden seslenin.Kimliklerini saklayan insanlardan misiniz sizde kitapta bahsettiginiz gibi? Gercekten Elif gibi dimdik olun..Baba ve Piç Baba ve Piç
Baba ve PiçElif Şafak · Metis Yayınları · 200617,8bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Puan vermedi
Mastar veya isim formunda Kur’an-ı Kerîm’de yetmiş kadar ayette geçen “Kur’an” kelimesinin hangi dilden ve hangi kökten olduğu konusunda âlimler tarafından bir mutabakat sağlanmış değildir. Resulullah’a nazil olan vahyin “Kur’an” kelimesi ile isimlendirilmesi yedinci yüzyıl Arap dili geleneğine pek uygun düşmeyen bir isimlendirmedir, şeklindeki bir düşünceyi İslam âlimleri ve müsteşriklerin kelimeye biçmiş oldukları anlamların çeşitliliği de güçlendirmektedir. Nitekim Arap edebiyatçısı Câhiz(ö.255/869) konuyla ilgili şu ifadelere yer vermektedir:” Allah kendi kitabını hem genelde hem de özelde Arapların kendi kelamlarını adlandırma tarzına aykırı biçimde isimlendirmiştir. Araplar şiirlerinin bütününü ‘dîvan’ diye nitelendirirken, Allah bir bütün olarak vahyi ‘Kur’an’ diye isimlendirmiştir. Araplar şiirlerin bölümlerini ‘kasîde’ diye nitelendirirken, Allah Kur’an’ın bölümlerini ‘sûre’ diye isimlendirmiştir. Araplar şiirlerinin daha küçük bölümlerini ‘beyt’ diye nitelendirirken, Allah küçük vahiy birimlerini ‘ayet’ diye isimlendirmiştir. Araplar şiirlerindeki mısra sonlarını ‘kâfiye’ diye nitelendirirken, Allah ayet sonlarındaki kelimeler ve harfleri ‘fâsıla’ diye isimlendirmiştir.” Kur’an kelimesinin ne anlama geldiği ile ilgili ileri sürülen farklı görüşleri kısaca ele alalım. İmam Şafiî bu konuda şunları söyler :”Kur’an kelimesi aslında harf-i tarifli ve hemzesiz ‘el-Kuran’ şeklinde olup kara’e veya başka bir kökten türemiş değildir; bilakis Tevrat, İncil gibi Allah’ın gönderdiği vahyin özel ismidir.” İmam Şafiî’yi istisna tutarsak Kur’an kelimesinin bir kökten türediği konusunda İslam âlimlerinin hemen hepsi mutabıktır. Ebu’l Hasan el-Eşarî(Ö324/936)’ye göre Kur’an “iliştirmek, birleştirmek, birbiriyle bağlantılı hale getirmek” anlamındaki “krn(karn)” kökünden
Kur’an, Vahiy, NüzulMustafa Öztürk · Ankara Okulu Yayınları · 201641 okunma
9/10
·128 syf.··
Beğendi
·
2017 34. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 02 Eylül 2017 00:00
Mussolini’nin 1926-1937 yılları arasında hapiste tuttuğu İtalyan Markisist, gazeteci, eylemci, siyaset felsefecisi Antonio Gramsci, “Hapishane Defterleri” adlı kitabında öğretmenler, papazlar ve idareciler gibi “geleneksel” entelektüellerden bir de iktidarla, belli başlı kuruluşlarla, denetim gücü elde etmek isteyen sınıflarla bağlantılı ve onlara çıkar sağlayan “organik” entelektüeller olarak entelektüelleri iki sınıfa ayırır. Gramsci organik entelektüele ilişkin olarak şöyle der: “Kapitalist girişimci kendisiyle birlikte sanayi teknisyenini, ekonomi politik uzmanını, yeni bir kültürün, yeni bir hukuk sisteminin oluşturucularını vb. yaratır.” Bir deterjan ya da havayolu şirketinin pazardan daha fazla pay kapmasını sağlamak için teknikler geliştiren günümüz reklamcısı ya da halkla ilikler uzmanı, demokratik toplumda olası müşterilerin rızasını kazanmaya, tüketicinin ya da seçmenin düşüncelerini yönlendirmeye çalışan biri, Gramsci’ye göre organik entelektüeldir. Memleketimizde Gramsci’nin tanımladığı bu tipler cirit atmaktadır. Bir zamanlar ait olduğu televizyon kanalının yayın politikası gereği iktidara karşı sıkı muhalefet pozlarına giren “jöleli arkadaş”ın sonradan “yıkama-yağlama” konusunda mahir bir noktaya evrilmesi Gramsci’nin tanımlamasını anımsatmaktadır. Julien Benda’nın “Aydınların İhaneti” kitabında entelektüelleri insanlığın vicdanı olan oldukça yetenekli, ahlaki donanımları gelişkin filozof krallardan oluşan bir avuç insan olarak tanımlaması ise kelimeye yüklenen müspet bir anlamı ön plana çıkarmaktadır. Benda’nın kitabı ilkelerini çiğneyen entelektüellere zehir zemberek bir saldırı olarak telakki edilse bile ideali tespit ve temyiz noktasında önemli bilgiler sunmaktadır. Benda’nın verdiği örneklerden entelektüelin dünyadan tamamen elini eteğini
EntelektüelEdward Said · Ayrıntı Yayınları · 20111,189 okunma
Puan vermedi·254 syf.··
2026 36. kitabı
·
6 saatte okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 16:54
“Haritalarda bulunmayan bir ülke burası: Yokluk Ülkesi. Sınırları sessizlikle çizilmiş, mevsimi daima yağmur öncesi…” Bir ofis masasının sıradanlığında başlayan, ancak yıldızların yörüngesinde yankılanan imkansız bir çekim. Petrikor. Yağmurun toprağa düştüğü o ilk anın kokusu… Başkalarının gözünden kendini görmek nasıldır, bilir misiniz? Kendinizi yakın hissettiğiniz kişilere karşı, gerçek sizi ortaya koyarsınız, mesafeli olduğunuz kişilere karşı, biraz daha resmi, hiç tanımadığınız insanlar ise çok daha farklı değerlendirir. Bu değerlendirmede; sizin güvendiğiniz kişilerin niyetini bilmiyorsanız; tanımadığınız insanlar, size yaklaşmak bile istemezler, ya da çok daha samimi davranırlar. Maalesef, kimse gerçek sizle ilgilenmiyor. Duydukları, sizin yaptıklarınızın her zaman önüne geçiyor. O yüzden kime güvendiğinizi ve arkanızı kime yasladığınıza dikkat edin. Petrikor; Johan Axon kaleminden, Limera Yayınlarından basımı yapılan, 254 sayfadan ibaret roman. Petrikor kitabında, yazar karakterlere isim vermemiş. Adam ve kadın olarak geçiyor. Herhangi iki insan... Adam; daha çok iç dünyasında yaşayan, fazla iletişim kurmayı sevmeyen, o yüzden genelde, mesafeli olarak adlandırılan karakter. Kadın; içine kapanık, duygusunu çok ifade edemeyen karakter. Duygular ne kadar yoğun olursa olsun, olmadı mı olmuyor işte. Ne bağlanabiliyorlar, ne de kopabiliyorlar. Oasis ve Lapis gezegenleri ve yeryüzünde adam ve kadın... İkisi de aslında yokluklar ülkesi ve yokluklar ülkesinde var olma mücadelesi veriyorlar. Çünkü herkes, hayatının bir noktasında Yokluk Ülkesinden geçer. Ve bazıları, orada kalır. İnsanın kalbi ne kadar büyüktür gerçekten? Bir kalp ne kadar şeyi içine alabilir, kaç kişiyi sevebilir, kaç acıyı, kaç sevinci taşıyabilir? Tarih boyunca arayanların en büyük sırrı da buydu:
PetrikorJonah Axon · Limera Yayınları · 202674 okunma
Puan vermedi
Açık konuşacağım; çok sevdiğim, yakından tanıdığım bir kadının elinden böyle devasa bir iş çıktığını görmek beni kelimenin tam anlamıyla büyüledi, altüst etti ve çok fazla heyecanlandırdı! Resmen keyiften dört köşe oldum, okurken bir ara kalkıp biraz koşasım falan geldi! Biz Burcu’yla beraber güleriz, konuşuruz, fikir alışverişinde bulunuruz. O yüzden de ben kitabı elime alırken bizim Burcu’yu okuyacağımı sanıyordum; meğer karşımda yılların edebiyatçısı, demlenmiş bir usta yazar varmış da haberim yokmuş. Burcu’cum, bu nasıl bir emek, nasıl bir şahane delilik? Kitap boyunca beni bir oraya fırlattı bir buraya. Tam bir öyküde ince bir ironi yakalayıp gülerken, çat diye bir sonraki sayfada tokat yemiş gibi kalakaldım. (Hele o bir tatlı isimli öykü var ya... İsim vermiyorum spoiler olmasın ama o çok komik başlayıp insanı paramparça eden o son beni mahvetti... ) Okurken beni asıl vuran yerlerden biri de o muazzam gözlem yeteneği oldu. Halkın o en saf, en bizden halini öyle bir yakalamış ki... Karakterlerin konuşma metinleri, o diyaloglar gerçekten harikaydı. Hani o mahallemizin, ailemizin içindeki samimi sesler var ya; onları yapaylığa hiç kaçmadan, o kadar doğal ve usta işi aktarmış ki diyalogları okurken resmen muhabbet yanımda dönüyor gibi hissettim. :) Kendi de çoğunlukla öyle konuşur zaten; mesela beni arayıp ulaşamamışsa doğrudan *"Neredesin Allah'ın cezası!"* der. İşte o samimiyet aynen kitaba akmış. Sinematik betimlemelerinin başarısı zaten apayrı bir seviye ama argoyu öykülere öyle güzel, öyle dozunda yedirmiş ki... Hiç mi sırıtmaz bir kelime! Hayatın içindeki o gerçekçiliği ve sokağın ruhunu aynen hissettim, oralar tıpkı film gibiydi, çok hoştu. Kitapta en sevdiğim bir diğer konu da kadınların yaşadığı sorunlar, o görünmez mücadeleler ve toplumsal dertlerimiz
Ben Yokmuşum GibiBurcu Ünlü · Everest Yayınları · 2023196 okunma