Yirminci asırda, İslamdan ayrı bir şey olarak Sufizm görüşü Batı' da yaygınlık kazandı. Ancak bu görüşün tümüyle Batılı bir anlayışı yansıttığını kabul etmek önemlidir ve Avrupa' da ve Amerika' da ortaya çıkan İslami olmayan yeni Sufizm hareketi tamamıyla Batı'lı bir olgudur. Cezayir' de ya da herhangi bir İslam ülkesinde İslam ve Sufizmi birbirinden ayırmak mümkün değildir. Bu geçmişte böyle olduğu gibi bugün de böyledir. Sufiler tanım gereği Müslümandırlar. Bir Sufi'nin dini uygulamaları Şeriatın kurallarına uyarken çok daha duyarlı olması esasına dayanır.
Ahmet Yesevi’nin kurduğu Yesevilik geleneği, bu dönemde Orta Asya’dan Anadolu’ya taşındı. Yesevi Dervişleri, katı Şeriat uygulamasından çok içsel dönüşümü ve Türkçe dini şiiri ve mistik pratiği ön plana çıkardı. Bu yaklaşım, İslam öncesi kam geleneği ile belirgin benzerlikler taşıyordu: Ritüel, özel bireyin iç deneyimine dayandırılyordu. Dışsal otorite değil, içsel yol belirleyiciiydi. Bu gelenek Hacı Bektaş Veli aracılığıyla Anadolu’ya geçti ve Bektaşilik içinde dönüştürülerek yaşadı. 
Zaman, ilâhî nizamın ummanında bir gemi gibi kayıp giderken, geminin içinde vuku bulan binbir hadise, sadece oyun derecesinde kalır ve her hadise müsebbibini iki türlü yoğurur:
Ya olgunlaştırır...
Ya da tarumar eder.
Müminin taşıdığı iman çekirdiği ise dünyayı bir nevî cennete çevirir. Onu hiçbir hadise ümitsizliğe düşüremez. Ölüm dahi, saâdet-i ebediyenin fermanı hükmüne geçer; kabir, İslam sarayının kapısı olur.