Önce kıyam sonra tevekkül gelir Her şeyin değişebileceğini sananlardanız Bekleyenlerden, Umanlardan.” Yürümek Sevgi Soysal Hiç bir şeyi değistiremeyiz Mücadele etmeden gayret göstermeden İnsanın üstünü değildir gayretsiz insan Kıyam ile cihadı emrediyor Yaradan Siz kendinizi değiştirmeden Beklemeyin insanların değişmesini Büyük cihaddan küçük cihada döndük İşte böyle diyordu o gül peygamber Bekleme kalk ve mücadeleni göster Selahattin Eyyubi filistin fatihi O Yüce söyle kudüsü nasıl fethetti Önce kıyam ve cihat sonra zafer Yerinde otur şükür ve tevekkül et Bumudur hey gafil islamiyet Büyük bir devlet kurdu atalarımız Eyyubiler Timurlular ve gökte kartallar Açılsın yeniden kurt başlı sancaklar Selahaddin Eyyubi adadı hayatını İslam sancağını göğe kaldırdı Eyyubi devletinin kurucusu Allah dostu Oturan insanın duası kabul olurmu
Şiir
Önce kıyam sonra tevekkül gelir Her şeyin değişebileceğini sananlardanız Bekleyenlerden, Umanlardan.” Yürümek Sevgi Soysal Hiç bir şeyi değistiremeyiz Mücadele etmeden gayret göstermeden İnsanın üstünü değildir gayretsiz insan Kıyam ile cihadı emrediyor Yaradan Siz kendinizi değiştirmeden Beklemeyin insanların değişmesini Büyük cihaddan küçük cihada döndük İşte böyle diyordu o gül peygamber Bekleme kalk ve mücadeleni göster Selahattin Eyyubi filistin fatihi O Yüce söyle kudüsü nasıl fethetti Önce kıyam ve cihat sonra zafer Yerinde otur şükür ve tevekkül et Bumudur hey gafil islamiyet Büyük bir devlet kurdu atalarımız Eyyubiler Timurlular ve gökte kartallar Açılsın yeniden kurt başlı sancaklar Selahaddin Eyyubi adadı hayatını İslam sancağını göğe kaldırdı Eyyubi devletinin kurucusu Allah dostu Oturan insanın duası kabul olurmu
Şiir
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Nadir Şah Nadir Şah Afşar (22 Ekim 1688, Dergez - 19 Haziran 1747, Fethabad), Afşar İmparatorluğu'nun kurucusu ve ilk hükümdarı olan Türkmen şahtır. Azerbaycan ve İran tarihlerinin en güçlü hükümdarlarından biri kabul edilip, 1736'dan 1747'deki suikastına kadar Afşar İmparatoru ve İran şahı olarak hüküm sürmüştür. Batı Asya, Güney Kafkasya, Orta Asya ve Güney Asya'da birçok seferde savaşmıştır. Askeri dehası nedeniyle, bazı tarihçiler onu İran'ın Napolyonu veya İkinci İskender olarak tanımlamıştır.İran, Azerbaycan, Hindistan'ın kuzeyi ve Orta Asya'nın bir bölümünü içine alan büyük Afşar İmparatorluğunu kurdu. Afganlar, Osmanlılar ve Babür İmparatorluğu'na karşı zaferler kazandı. Nadir Şah, Asya'nın son büyük fatihiydi. Osmanlılar ve Babür İmparatorluğu arasında Afşarlar'ı yeniden saygın bir yere getirdiği için övülür. Kaynaklarda Nadir Şah'ın, teşkilatçı, cesur, zeki ve çok enerjik bir yapıya sahip olduğu belirtilmiştir. Farsça'yı çok iyi bildiği halde Türkçe'yi (Çağatayca) kullanmayı tercih etmiştir. Hatta Çağatayca Türkçesi ile yazılmış yarlığı mevcuttur. Hindistan'da Karnal Muharebesinden sonra Babürlüler hükümdarı Muhammed Şah'la, Nadir Afşar arasındaki görüşmede iki hükümdar Türkçe konuşmuşlardır. Nadir Şah, Safeviler'in aksine Şia'yı Caferilik ismi altında dört Sünni mezhebin yanında beşinci İslam mezhebi saymak istemiş ve bu amacı onun iç ve dış politikasının temelini oluşturmuştur. Nadir, Horasan'daki Abiverd hudut bölgesinde yaşayan Afşarlar'ın “Kırklu/Kıruklu” obasına mensuptur. Obasının kış için göçü sırasında Dasgird/Dergez köyüne ulaşıldığında doğdu. Babası İmam Kulu Beğ oğluna Nadir Kulu adı verdi. İmam Kulu Beğ hakkında kaynakların bazılarında deriden elbise dikicisi veya kürkçü olduğu, bazılarında da çoban olduğu söylenmiştir. Küçük yaşta babasını
Kendi Klasiklerimize Neden Bu Kadar Yabancıyız? Bugün “klasikler” denildiğinde zihnimizde çoğunlukla Batı düşüncesinin kurucu metinleri beliriyor. Şüphesiz bunlar insanlığın ortak mirasına ait eserlerdir ve okunmayı hak ederler. Ancak İslâm medeniyetinin asırlar boyunca ürettiği felsefî, hikemî ve irfânî klasiklere yönelik aynı dikkati gösterdiğimiz söylenemez. Hatta “okuyalım, çocuklarımıza da okutalım” dediğimiz klasikler söz konusu olduğunda, bu kavram çoğu zaman neredeyse otomatik biçimde Batı klasiklerini çağrıştırmakta klasik okuma tasavvurumuz büyük ölçüde bu minvalde sınırlanmaktadır. Klasikler, yalnızca geçmişte yazılmış metinler değildir. Bir medeniyetin varlık, bilgi, ahlâk ve insan anlayışının en yoğun biçimde billurlaştığı metinlerdir. Her medeniyet kendi kavramlarını, sorularını ve hakikat tasavvurunu bu eserlerde muhafaza eder. Bu nedenle kendi klasiklerine yabancılaşmak, yalnızca bazı kitapları okumamış olmak değil, kendi düşünce geleneğinin kavramlarına, meselelerine ve idrak ufkuna da uzak düşmektir. Bu bağlamda felsefe, hikâye, şiir ve ahlâk diliyle yazılmış bazı klasik eserlerimize hep beraber bakalım: Bu klasiklerin en temel ortak özelliği, en karmaşık metafiziksel ve ahlâkî hakikatleri dahi alegoriler, masallar ve yaşanmışlıklar gibi her seviyeden insanın okuyup 'vusatınca' anlayabileceği, kendi ruh dünyasına tatbik edebileceği edebi bir dille sunmalarıdır. Bunlardan "bazıları": 1. Sa'dî Şîrâzî (Ö. 691 / 1292) - Bostan ve Gülistan: Ahlâk, hikmet, siyaset ve insan ilişkilerini şiir ve hikâyelerle anlatan klasik edebiyatın başyapıtlarındandır. 2. Mahmud Şebüsterî (Ö. 720 / 1320) - Gülşen-i Râz: Vahdet-i vücûd, insan-ı kâmil ve metafizik hakikatleri özlü ve şiirsel bir dille ele alan tasavvuf klasiğidir. 3. Âşık Paşa (Ö. 733 / 1332) -
1000Kitap
Çalıştığım kurum ekmek kapım Tigem Susuzluğun umutsuzluğun ve ceylanların coğrafyası bir yanda Türkiyenin en büyük çiftliği öbür yanda mağaralarda barınan sınırdaki hayatlar Atlas ceylanpınarda devlet üretme çiftliğine tanık oldu Atlas sayı 98 mayıs 2001 Allah ve Resûlü en iyi bilendir Allah Teala en çok kitabı Azimüşşanı olan yüce kitabı Kuraanı okumamızı onunla ibadet yüce  etmemizi ister o yüce kitaba uyan susuzluğunu dindirecek ve asırlardır dünyaları yöneten koca islam medeniyeti ve ilmini yeniden yükseltecektir bugün Allah Tealaya ulaştıran istikamet yolu çalışmaktır mağaralarda yaşayan insanlara yurt ve barınma imkânı sağlamaktır Ceylanpınar Tarım İşletmesi Müdürlüğüde insanlara iş olanağı sağlamak ceylanpınarın simgesi olan ceylanlara barınak olmak amacı ile ilk kez 1937 yılında kurulmuştur tarımda lider kuruluş Tigem efendimiz SAV rüya üç çeşittir diyerek bunlardan birincisi Allah’tan bir müjde olan salih rüyadır insanların en büyük isteğidir iş sahibi olmak ve en büyük kazancımızdır elimizin ekmek tutup kimseye minnet etmemek kişinin yaşadıkları rüyasına yansır buyuruyor efendimiz SAV sıkıntısı tasası olmayan akşam evine ekmek götüren kişi en temiz rüyayı görür bugün Suriye devletine 64 km sınırı olan ve sağladığı iş gücü ile rüyaları gerçeğe dönüştürmek isteyen çalıştığım kurum 1984 ten beri devlet bünyesinde tigem olarak çalışmalarına devam ediyor arazi varlığımız 1 milyon 633 bin dekar
Duygu ve Düşünce
*HİCRET - 6* *Ancak mü'minler kardeştirler* Bu tür fedâkârlık ancak İslâm kardeşliğinde vardır. Nitekim Allahü teâlâ meâlen; *"Ancak mü'minler kardeştirler."* (Hucurât sûresi: 13) buyurarak, gerçek sevgi ve samimiyetin maddî menfaatle değil, îmân ve inançla var olabileceğini buyurmuştur. Bu da açıkca Ensar ve Muhâcirîn'in arasında görülmektedir. Medîne'ye hicretin, İslâm târihinde büyük önemi vardır. Hicret'ten sonra Müslümanlığın kolayca ve süratle yayılması sağlanmış, İslâm dîninin merkezi Mekke'den Medîne'ye nakledilmiş oldu. Ensâr ve Muhâcirîn bu yeni İslâm merkezinde el ele vererek İslâm dîninin kuvvetlenmesi için her fedakârlığa katlanıyorlar, Resûlullah'ın etrâfında toplanarak ve İslâm dîninin esaslarına uyarak yeni bir nizam ve mesûd bir hayat kuruyorlardı. Eski sıkıntılı ve korkulu günler arkada kalmış, inançlarından dolayı insanlara işkence yapan müşriklerin ezâ ve cefâ veren ellerinin uzanamayacağı Medîne'de hürriyet ve emniyet havası içinde sâkin, tatlı bir hayat başlamıştı. Müslümanlar bir devlet olmuşlardı. Cihâd emri burada geldi. Medîne'deki kabîleler arasındaki kin ve düşmanlık kalktı, yerini İslâm kardeşliği ve sevgisi aldı. Hicretten sonra İslâmiyet süratle yayıldı. Medîne üzerine yürüyen müşrik orduları, yapılan savaşlarda mağlûb edildi. Daha sonra Mekke de fethedildi. İslâmiyet Arap Yarımadasının her tarafına yayıldı. Bundan sonra da İslâm orduları asırlar boyu, dünyânın dört bir yanına bir îmân seli gibi aktı. İslâm nûrunu dünyânın her tarafına yaydı. *Huzur Pınarı* huzurpinari.com
Alıntı