Oysa bilinmelidir ki insanlara dayatılan kişilik özelliklerinin pek çoğu İslam’da yoktur. Daha doğrusu İslam, bugünkü kadar dar, kısır ve tek tip bir insan modeli değildir. 
Batı geleneğinde topu topu bir Leonardo de Vinci vardır, hâlbuki İslâmda düzinelerle bu tip düşünüre rastlarız. Bunlar arasında hem tıp, matematik ve ilâhiyatta, hem de coğrafyada eşsiz olan Kindî, Râzî, Bîrûnî ve İbn Sina'yı sayabiliriz. Bu bilimlerin yanı sıra çoğu zaman onlar şiirde veya müzikte de söz sahibidirler: Matematikçi Ömer Hayyam, filozof İbn Arabi gibi, ya da müzikte üstâd olmuş büyük Râzî gibi.
Sayfa 100
Din
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Kitaptan alıntılar
- Sahabe o amelle Allah’a yakın olabilme gayesiyle, amellerin daha öncelikli olanını öğrenmeye çok istekliydi. Bu sebeple onlar hangi amelin daha faziletli olduğu ve hangisinin Allah’a daha daha sevimli geldiği konusunda Hz. Peygamber’e çok soru sordular. - “Nerede israf varsa orada mutlaka zayi edilen bir hakkın olduğunu gördüm!” - Dinde aşırı giden kimselerin samimi olmakla birlikte çoğu kere amellerin tercihe şayan olanın bırakıp tercih edilmeyenleri ile meşgul olduklarını daha faziletli olandan habersiz olup, faziletçe az olana daldıklarını görmekteyiz. - Kendi içlerinde samimi olan bazı Müslümanların, camilerle dolu şehirlerde cami yapmak için yardımda bulunduklarının gördüm. Bu kişiler bazen yarım milyon, bir milyon veya daha fazla dolar veya cüneyh ödeme yükümlülüğü altına girmektedirler. Ancak bu meblağın bir mislini, yarısını hatta çeyreğini İslam daveti için, küfür ve imansızlığa karşı koymak için, dinin yerleşmesi ve hakim olması için veya yapacak adam bulunup da mali kaynağın bulunamadığı benzer büyük hedefler için talep ettiğin vakit seni dinleyen bir kulak yada kabulle karşılayan bir cevap bulamazsın. Çünkü onlar adamlardan oluşan bir bina değil, taşlardan oluşan bir bina yapmaya inanıyorlar. - Her yıl hac mevsiminde oldukça çok sayıda zengin Müslüman iştiyaklı bir şekilde nafile hac yaptıkların görmekteyim. Bunlar, ramazan ayında çoğu kez nafile hacca birde umre eklemekte ve bu konularda cömertçe harcama yapmaktadırlar. Bazen de fakir Müslümanların bir kısmının masraflarını karşılayarak onları yanlarında arkadaş olarak getirmektedirler. Halbuki onların masraflarını karşılayıp getirdikleri fakir kimseleri Allah ne hac ile ne de umre ile yükümlü kılmıştır. Fakat bu masrafları yapanlardan, bir yıllık masrafın aynısını filistin’de Yahudilerle veya
Düşünce
İslamda Tıp
850 yılında İslam devletinde otuz dört büyük hastane vardı.24 hekimin görev yaptığı kaydediliyor.
Sayfa 16 - Ketebe·Kitabı okudu
İslam kültürü objeyi kullanım ilişkileri içinde görür. Onu kullanarak tanımlar. Fakat bağımsız bir varlık olarak tanımlamayı geliştirmemiştir. Bu da bilimsel düşüncesinin gelişmesini engellemiştir. Bilimsel düşünce, dış dünyaya bakarak, onu değerlendirerek olur. Oraya bakmıyorsan, deney yapmıyorsan, merak etmiyorsan, resim, heykel de yapmıyorsan, insan ile ilgili, fiziksel çevre ile ilgili gözlemlerin sınırlı ise dünyayı öğrenmiyorsun demektir. Yaşam bu ilgisizliği cezalandırır ve cezalandırmıştır. Aslında erken İslam böyle değildi. Orta Çağ’da felsefe var, tıp gelişmiş, insanın anatomisi üzerine düşünceler var. İslam kültürü denilen şeyin ağırlığı, erken orta çağdır. Emeviler dönemi ve erken Abbasi çağı antikite üzerine kurulur. Abbasi döneminde büyük coğrafyacılar, filozoflar, bilim adamları, matematikçiler ortaya çıkmış, isim yapmışlar. Avrupa’yı da etkilemişler. Bu durum klasik İslam’da din-bilim karşıtlığı olmadığını, 12. yüzyıldan sonraki gelişmenin bir sapma olduğunu gösteriyor. Bu sapma ne yazık ki Selçuklu-Osmanlı(Türk) egemenliğine rastlıyor. Osmanlı’nın ilave ettiği evrensel bir şey de maalesef yok. Osmanlı kültürü, orta Çağ düzeyinde kalmış, onu yineleyip durmuş hatta felsefe açısından erişememiş. Ondan sonrası da bugüne gelene kadar aktarma üzerine kuruludur. İslam kültürü, orta Çağ kültürüdür. Orada da kalmıştır. Ondan sonrası kölelik, aktarma. “Tanrı her şeyin doğrusunu söylüyor” deyip, bilimsel şüphe ortadan kalkınca, tartışma bitmiş. İbni Rüşt’ün, Aristo’nun yeni bir yorumu ile İslam felsefesi sonlanmış, bir daha felsefe yok. Felsefe olmayınca da hiçbir şey olmamış. Oysa gerçekten önemli bir bilim geleneği yaratılmıştı. İbn-i Sina’nın “tıp kanun”u 16. yüzyılda hala Avrupa’da, Aristo‘dan sonra en çok basılan kitaptı.  Peki, bir tane Osmanlı
Sayfa 247·Kitabı okudu
Her alanda islam.
Batı geleneğinde topu topu bir Da vinci var halbuki islamda düzine bu tip düşünür vardır.
Sayfa 111·Kitabı okudu
Din