Yalanı yaratan akıl değildir. Aklın böyle bir yeteneği yok. O önüne konulan duyguyu fikirle yoğurur. Yalanın kökü duygudur. Sinsiliğin tekniğe dönüşü.
Yalan, duygunun niyet kavşağına ulaştığında, akıl bulanık görmeye başlar. Artık tutan değil tutunan haline gelir.
Bir memnuniyet ya da yıkım karşılığında akıl ayaklar altına atılır sahibince. Sahibi en ince işçiliği bekler ondan. İnsan kendi yükünü böyle yaratır...
Artık bahtın açıktır, uzun etme, arkadaş!
Ne hudut kaldı bugün, ne askerlik, ne savaş;
Araya gitti diye içlenme baharına,
Huduttan götürdügün şan yetisir yarına
Birinin sırtına basarak, yükselemezsiniz!
Birini küçük düşürerek, büyüyemezsiniz,
Birini ağlatıp, gülemezsiniz,
Birini paramparça ettiğinizde kendiniz bütün kalamazsınız,
Birinin hayallerini yıkarak kendinize gelecek kuramazsınız,
Birinin hakkını yiyerek doyamazsınız,
Bir canı yakıp, ısınamazsınız!
Başkalarını karalayarak aklanamazsınız,
Bir boynu büküp, dik duramazsınız!
Bir iftira attığınızda kendiniz temiz kalamazsınız,
Birinin bam teline basıp mutlu şarkılar duyamazsınız,
Birinin yarasını kaşıyarak uyuzluğunuza çare bulamazsınız,
Başkalarının mutsuzluklarından beslenseniz de huzura doyamazsınız,
Verdiğiniz umutları geri alırsanız; aldığınız ahı da güle güle kullanırsınız!..
Akıntıya kürek çekerek hedefe varamazsınız,
Yanlış yollardan doğruyu bulamazsınız,
Cepheden kaçarsanız, savaşa girenlerden çok daha fazla yara alırsınız,
Büyüklerin sözünü çiğneyerek bir arpa boyu yol alamazsınız,
Haktan yüz çevirerek akıbetinizi de ahiretinizi de yakarsınız…
Düşmanlık bir insana basbayağı can verebilir, Onun varlığına ruh, yani enerji bahşedebilir ve hayat üfleyebilir. Böyle mahmuzlandıkça, sürekli üzerinde çalıştığı benliğinin -modern deyimiyle- fit kalmasını sağlar, artık sıkıcı bir varoluşla kanaat etmez. Kendi benliğinin tanımına yapılan belirleyici bir katkıyı düşmanlarına borçludur, çünkü onlarla zıtlaşırken ne olmadığı berraklaşır zihninde: "Ben onlar gibi değilim! "