Martin Eden, tutkunun insana başarıyı getirebildiğini; ancak bu tutku yalnızca bir hedefe indirgenmişse, başarının ardından derin bir anlamsızlık bıraktığını gösteren çarpıcı bir romandır. Martin, yoksulluk içindeyken küçümsenir, görmezden gelinir ve değersizleştirilir. Aynı düşünceleri savunmasına, aynı insan olmasına rağmen, başarıya ulaştığında bu kez hayranlıkla karşılanır.
Martin’in asıl yıkımı, bu değişimi anlamlandıramamasıdır. İnsanların kendisine değil, sahip olduklarına değer verdiğini fark eder. Fakirken yok sayılan emeğinin, zengin olduktan sonra yüceltilmesi, onun gözünde toplumun samimiyetsizliğini açığa çıkarır. Başarı, ona ait bir zafer olmaktan çıkar; başkalarının bakışını değiştiren yüzeysel bir etikete dönüşür.
Bu nedenle Martin’in intiharı, ne yoksulluğun ne de başarısızlığın sonucudur. Aksine, hem tutkusunu hem de insanlara olan inancını kaybetmesinin doğal bir sonucudur. Martin Eden, başarıya ulaşmanın değil, başarıya yüklenen anlamın insanı ayakta tuttuğunu acı bir şekilde hatırlatır.