Şartları aşmayı başarırsak, tabiat dıştaki mücadeleyi içimize taşır ve yavaş yavaş kalbimizi değiştirerek sahip olacağı şeyden başkasını arzulamaya sebep olur… Olaylara ve hayata ilişkin her şeyde başarısızlığa uğrayan tabiat, son bir imkânsızlık, psikolojik olarak mutluluğun imkânsızlığını yaratır.
Direnmeye devam ediyordum. Bu direniş giderek daha az dokunuyordu bana; çünkü insan kendine zarar veren zehri ne kadar severse sevsin, bir mecburiyet yüzünden bir süredir mahrum kalmışsa, ne zamandır tadamadığı ve nihayet kavuştuğu huzura, heyecan ve azapların bitmiş olmasına mutlaka bir değer verir.
Çünkü özlem de arzu gibi kendini çözümlemeye değil, tatmin etmeye çalışır; insan sevmeye başladığı zaman vaktini aşkının ne olduğunu öğrenmeye değil, ertesi günkü randevu imkânlarını hazırlamaya başlar. Vazgeçtiğinde de kederini tanımaya değil, kederin sebebi olan kişiye kederinin en şefkatli ifadesini sunmaya çalışır.
Aşk o kadar büyüktür ki bir bütün olarak içimize sığmaz; sevdiğimiz insana doğru yayılır, onda kendisini durduran, başlangıç noktasına geri dönmeye zorlayan bir yüzey bulur; işte karşımızdakinin hisleri dediğimiz şey kendi sevgimizin çarpıp geri dönüşüdür.
Bizi gidişten daha fazla etkilemesinin, büyülemesinin sebebiyse kendimizden çıktığını fark etmeyişimizdir.