Ahmet Ümit'in okuduğum 20. Kitabı.
Kendisini ne kadar sevdiğimi anlatmama lüzum yok sanırım. Neredeyse külliyatını devirmiş biri olarak tarafsız bi yorum yapacağım.
Ahmet ümit denince benim zihnimde parıldayan ışığın içinde başarılı psikolojik analizler, bataklık gibi içine girdiğinde seni dibe çeken ve asla içinden çıkmana izin vermediği, merakını hep diri tutan, seni edebi anlamda doyururken dur zihninde doysun diyerek gerek tarih gerek mitoloji gerek arkeolojik anlamda sana bir çok şey katan yazmak için yazmayan bir yazar canlanıyor.
Evet polisiye yazarı ama kitaplarının çoğuna sadece polisiye kitabı diyemezsiniz bu anlamda. Bir çok kolu olan tatlı bi akarsu kaynaktan döküldüğü yere giderken onun gideğenlerinden biride siz olup akıyorsunuz büyük denize.
Bir çok serisini okuyan bazı okuyucular bi yerden sonra stratejik olarak çözebiliyor kurguyu ve katili buluyor , amaaan hep aynı diye yazarın hakkını yiyor bence. Katili kitabı yarılamadan bulsanız bile yazar o merakınızın meşalesini söndürmüyor. Ya katil ya olay ya kişilerin tutumu ve psikolojik tepkileri sizi meraklıdırıyor acaba ne olacak diye buda kurgusal bi başarı demek.
Yazarın kitapları istanbulun her semtine açılan bi kapı benim için. Eğer İstanbulu seviyorsanız eminim daha çok seveceksiniz bütün kitaplarını.
Bütün romanlarında ki baş kahraman Nevzat baskomserin kendi hayatıyla ilgili olan bu kitapta güzeldi ama ben kendisinin çok daha güzel kitaplarını okudum . Çok daha iyi kitapları var İstanbul Hatırası, patasana, Kayıp Tanrılar ülkesi ,kavim gibi.
Bu hikayesi de fena değildi okunmaya değer bence Ahmet Ümit'e bi şans vermelisiniz