Dünyanın farklı yerlerinde, başta Gazze olmak üzere, insanlar zulüm altındayken burada şenlikler yapılması, herkesin hayatına hiçbir şey yokmuş gibi devam etmesi çok zoruma gidiyor. Ama bu kaçınılmaz; hayat devam ediyor, etmek zorunda. Ben ise 2027'de İsrail diye bir devletin olmadığı günleri büyük bir umutla ve heyecanla bekliyorum. Ve Kudüs'e, özgür günlerinde kavuşmayı...
Trump, 7-8 Temmuz'daki Ankara NATO Zirvesi’ne katılacağını ve Türkiye’yi ziyaret edeceğini göğsünü gere gere ilan ediyor. Bir lider, perde arkasında sıkıştırılacağını bildiği bir küresel sofradan (NATO'dan) korkuyorsa, yapacağı en rasyonel şey "Gelmeye niyetim yok, çekiniyorum" imajı vermek değil; aksine vites yükseltip "Oraya bizzat geliyorum ve masaya oturacağım" diye gövde gösterisi yapmaktır. Trump, Ankara'ya gelerek hem Erdoğan ile kurduğu o "Şara ve Suriye planını" sahada tahkim etmek istiyor hem de kendisini ablukaya almaya hazırlanan Avrupalı liderlere (Macron, Scholz vb.) karşı "Ben buradayım, kaçmıyorum" mesajı vererek psikolojik üstünlüğü korumaya çalışıyor. Trump'ın "İran 60 gün içinde anlaşma yapmalı yoksa onları memnun etmeyecek şeyler yapacağız" çıkışı, Hürmüz’ün sadece 24 saat önce Devrim Muhafızları tarafından kapatılmasının ardından karizması çizilen bir hegemonun hırçın öfkesidir. Trump, 60 günlük resmi müzakere süresini zaten kabul etmişti. Ancak sahada İsrail ve İran’ın restleşmesi yüzünden "zayıf" görünmemek adına bu süreyi şimdi İran'a verilmiş bir "ültimatom" gibi pazarlıyor. "Memnun etmeyecek şeyler yaparız" tehdidi, Kasım seçimleri öncesi içerideki Yahudi sermayesine ve şahinlere "İran'ı hala tehdit edebiliyorum" mesajı vermektir. Yani masayı deviren tarafın kendisi olmadığını savunurken, arkada yaşanacak olası bir başarısızlık durumunda faturayı ekibinden birine kesmek için zaman kazanıyor. Trump, Hürmüz Boğazı'nda deniz trafiğinin normal bir şekilde sürdüğünü iddia ediyor. Devrim Muhafızları boğazı kapatıp ticari gemileri tehdit etmiş, İsrail saldırıları "donduracağını" söyleyerek taktiksel bir geri adım atmışken; Trump borsaların çökmesini engellemek için rasyonel bir yalan söylüyor: "Sıkıntı yok, trafik akıyor". Petrol fiyatlarının
Siyaset
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
İsrail, olmasaydı keşke. Karşıyım! Betül Zarifoğlu
Amin
Allah İsrail’in belasını versin (İçimden geldi😁)
17 Haziran'da büyük tantanayla duyurulan "İslamabad Mutabakatı", müttefiki İsrail’i dizginleyemeyen ABD (Trump) ile bölgedeki asimetrik kaldıraçlarını kaybetmek istemeyen İran arasında sadece 48 saat içinde unufak oldu. Trump daha dün sosyal medyada "Dünyanın gemileri, motorlarınızı çalıştırın. Petrol aksın" diye zafer çığlıkları atıyordu. Ancak küresel piyasalara pompalanan bu sahte iyimserlik, Devrim Muhafızları’nın telsizlerinden yükselen o sert kapatma anonsuyla duvara tosladı. Hürmüz’ün yeniden kilitlenmesi, küresel enerji koridorunda risk primini anında tavan yaptıracaktır. Trump'ın siyasi meşruiyetini üzerine kurduğu "Borsa rekorları ve düşük petrol" argümanı, İsrail’in Lübnan’daki ateşkes ihlali ve İran’ın bu misillemesiyle ağır bir darbe aldı. İran, New York Post'un da doğruladığı üzere, Lübnan’da kalıcı ve tam bir ateşkes sağlanmadığı sürece ABD ile İsviçre'de yapacağı barış görüşmelerini askıya aldı ve masadan kalktı. Tahran, elindeki en büyük kozu (Hürmüz Boğazı'nı) masaya sürerek Washington’a net bir mesaj veriyor: "Sen içeride 'İran'ı bitirdim, 10 sent bile vermeyeceğim' diye şov yaparken, senin şımarık müttefikin Lübnan’da bizim vekil güçlerimizi (Hizbullah'ı) vurmaya devam edemez. Eğer benimle anlaşmak istiyorsan, İsrail’i de bölgedeki kendi askeri varlığını da geri çekeceksiniz." İran’ın Hürmüz’ü kapatıp ticari gemileri açıkça hedef alacağını ilan etmesinin ardından, İsrail’in ABD üzerinden anında "100 noktayı vurduk ama bu sadece 4 askerimizin intikamıydı, saldırıları donduruyoruz" mesajı göndermesi son derece kritik bir virajdır. Netanyahu ve ekibi, Trump’ı ne kadar provoke etmek isterlerse istesinler, Hürmüz’ün kapanmasının küresel ekonomide yaratacağı sarsıntının ve Trump’ın gazabının doğrudan kendi üzerlerine kalacağını gördüler. Bu
1000Kitap
Siyaset ve hukuk tarihine "İran-Kontra Skandalı" olarak geçen, tam bir jeopolitik riyakarlık ve "güçlü olanın hukuku" örneğidir. ​Bir taraftan ABD, 1980’lerde İran’ı resmi olarak "terörü destekleyen devlet" ilan edip dünyaya ambargo uygulatırken, diğer taraftan Başkan Ronald Reagan yönetimi arkadan gizlice İran’a antitank ve uçaksavar füzeleri satıyordu. ​Reagan'ın bu skandaldan hiçbir hukuki ceza almadan, siyaseten de neredeyse hiç yara almadan kurtulabilmesinin arkasında rasyonel siyasi mekanizmalar ve müthiş bir kriz yönetimi yatıyor. Skandal patlak verdiğinde (1986), Reagan’ın ekibi başkanı korumak için muazzam bir duvar ördü. Operasyonu yürüten Ulusal Güvenlik Konseyi danışmanı John Poindexter ve Yarbay Oliver North, Kongre ifadelerinde "Başkanın bu silah satışından elde edilen paranın Nikaragua'daki antikomünist gerillalara (Kontralara) aktarıldığından haberi yoktu, kararı biz aldık" diyerek kendilerini feda ettiler. Reagan, her şeyi bildiği halde yasal olarak "Haberim yoktu" diyebilme lüksünü sonuna kadar kullandı. Reagan, Amerikan siyasi tarihinin en karizmatik ve halkla ilişkileri en iyi yöneten aktörlerinden biriydi. Kongre komisyonuna verdiği ifadelerde tam 124 kez "Hatırlamıyorum" veya "Hiçbir fikrim yok" dedi. O dönemde 70'li yaşlarının ortasında olan Reagan, kamuoyuna "kötü niyetli bir suçlu" olarak değil, "altındaki bürokratlar tarafından kandırılmış, detayları kaçıran yaşlı ve babacan bir lider" imajıyla sunuldu. Halk bu hikayeyi satın aldı. ABD, Reagan’dan sadece 12 yıl önce Richard Nixon’ın Watergate Skandalı nedeniyle istifa etmesiyle çok ağır bir devlet krizi yaşamıştı. Kongre’deki hem Demokratlar hem Cumhuriyetçiler, Soğuk Savaş’ın en sıcak günlerinde ABD Başkanını görevden indirmenin (azletmenin) devlet sistemine ve Amerikan imajına tamir
Tarih