İsrail'in saldırgan dış politikasını ve bunca kanlı eylemini organize eden Siyonist ideolojinin mensuplarına ve İsraile her koşul altında arka çıkıp destek olmanın "dini vecibe" olduğuna inanan Evanjelist çevrelere göre, yaşanan/yaratılan tüm kaosun, felaketlerin, katliamların, savaşların gerçekleşmesi mukadderdir. Bunlar, kıyametten hemen önceki zaman dilimi hakkında tanrı tarafından belirlenmiş ilahi planın gerekleridir. Tanrı, Yahudilere göre Hezekiel başta olmak üzere Tanah'ın pek çok pasajında, Hristiyanlara göre bu pasajlara ilaveten Yeni Ahit'in en son kısmını teşkil eden Vahiy Kitabı'nda insanoğullarına büyük bir Kıyamet Savaşı'nın (Armageddon) haberini çok zaman önce vermişti. Bu doğrultuda hem Yahudilerce hem de Evanjelist çevrelerce Mesih’in yeryüzüne dönüşüyle gerçekleşecek olaylarla birlikte ebedî kurtuluşun felaket senaryolarına bağlı olduğuna, yani savaş, kaos, istikrarsızlik, doğal felaketler ve kitlesel ölümler gibi gelişmelerin Mesih'in dönüşünü sağlayacağına yahut hızlandıracağına inanılmaktadır.
Görülüyor ki Orta Doğu’daki güncel gelişmeler teopolitiğe ilişkin temel bilgiler olmadan anlaşılamaz. Kısaca, yaşanan kanlı hadiseler İsrail için öncelikle bir din savaşıdır.
Problem sadece Netanyahu değil, İsrail toplumunun tamamı! Anketlere bakacak olursanız İsrailli Yahudilerin yarısı İsrail'in Gazzede soykırım yapması gerektiğine inanıyor. Anketler bunu gösteriyor. Ankete katılanların yaklaşık %70-75'i Gazzede hiçbir masumun olmadığını söylüyor. Nüfusun yarısı çocuk olmasına rağmen Gazzede hiç masum yokmuş! İsraildeki muhalefet lideri, İsrail Savunma Kuvvetleri'nin (IDF) bir hobi olarak -dikkat edin bir hobi olarak- çocuk öldürdüklerini söyledi.
“Seçilmişlik" ve "üstünlük" söyleminin ve "öteki" olanlara karşı şiddetli düşmanlığın İsrail'de çok zamandır çocukların zihinlerini şekillendiren bir eğitim müfredatının konusu yapıldığı anlaşılmaktadır. Hatta durumun böyle olduğuna bizzat Yahudi entelektüeller tanıklık etmektedir. Levy, İsraildeki eğitimi "beyin yıkama sistemi" olarak tanımlamaktadır. Çünkü tüm Yahudilerin "seçilmiş insanlar" olduklarına inandırıldıklarını belirtmektedir. Kendisinin de söz konusu müfredat altında eğitilmesi sebebiyle
bir zamanlar aynı inancı paylaştığını eklemektedir. Sonrasında ise "eğer seçilmişsek, başkalarının yapmaya hakkı olmayan şeyleri yapmaya hakkımız olduğuna ikna olmuştum" itirafında bulunmaktadır.
Uluslararası suç ortaklığına ya da korkaklığına güvenen İsrail, tavsiyelere, kararlara ve protestolara gülüyor, canı ne isterse, ne zaman isterse ve nasıl isterse onu yapıyor.