İnsanoğlu işte!Birisi ağlarken,bir başkası güler
7/10
·224 syf.··
Beğendi
·
2026 8. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 23 Haziran 2026 00:24
Bu yazarın ilk defa bir kitabını okuyorum ve neyle karşılaşacağımı bilmeden başladım okumaya.Kitapta islami terimlerden bahsetmesi ,hayatın gerçeklerinden ve tabi yer yer sitemleri oldu.Zaten hangimiz yaşadığımız hayata bazen kızıp bazen isyan etmedik ki.Kitabın içeriğinde yok yok herşey var akıcı bir kitaptı bitirdikten sonra da baya etkisinde kaldım .Hırs,öfke,ihanet...Karakterleri öyle bir anlatmış ki herbiri gözümün önünde canlandı.Ana karakterlerden Zülküf onu öyle bir yaşadım ki yer yer üzülüp yer yer sinirlendim.Çünkü ne yapıyorsa kendine yapmış oldu .Hayattan payını aldı.Hani tam herşey yoluna girdi düzeldi deriz ya Zülküf o yolunda gitmeyen kısımda kalıyor.Aşk konusuna da değinmek istiyorum .Yazar bu kitabında aşkın çıkarlığından ve ihanetinden bahsetmiş.Unutmuyorum o sözünü ''Aşk işkencedir ,yanılgıdır''demişti.Gerçekten de öyle olmuştu .Hayat hakkında sitemleri vardı neden bu dünyaya gelmişiz derken aslında bir sorgulamaya ihtiyaç duymuş.Kitap hakkında fazla detaya girmeden anlatmaya çalıştım .Ben ilk defa okuduğum bir yazarın kitabını çok beğendim özellikle kitabın sonlarına doğru beklenmedik süprizlerle karşılaşabilirsiniz.Şimdiden iyi okumalar dilerim.
1000Kitap
Tutkular Keder OlduNurullah Genç · Timaş Yayınları · 2024655 okunma
8/10
·241 syf.··
Beğendi
·
2026 13. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 12:21
Roman, Harput'ta yürüttüğü arkeolojik kazılar sırasında gizemli bir el yazması ve sıra dışı bir taşla karşılaşan akademisyen Mahir Kara'nın hikâyesini anlatıyor. Mahir, eski aşkı ve Mısır hiyeroglif uzmanı Esma Çınar ile birlikte Göbeklitepe'den Mısır Piramitlerine uzanan bir sırrın peşine düşüyor. Ancak araştırmaları ilerledikçe kendi geçmişleriyle de bağlantılı tehlikeli bir mirasın parçası olduklarını fark ediyorlar. Karşılarında ise bu bilgiyi kontrol altında tutmaya çalışan gizli bir örgüt bulunuyor. Romanda tarih, mitoloji ve gizem unsurları bir araya geliyor. Kurgu ilerledikçe Göbeklitepe, Mısır piramitleri ve Anadolu efsaneleri arasında kurulan bağlantılar ile merak körükleniyor. Harput Kalesi’nin altındaki Ejderha Taşı ve ardındaki kaotik geçit, karakterlerin karar vermesi gereken nokta oldu. Gözcüler Tarikatı bu geçidin açılmasını istiyor. Hızır Baba ve Ruşen Efendi ise sır olarak kalması gerektiğini söylüyor. Kim haklı peki? Siz olsanız ne yapardınız? Bir ara klişe gibi geldi yalan yok, “İşte iyi taraf ve kötü taraf belli, ne yapacakları da ortada” dedim ama romanın sonu hiç beklediğim gibi olmadı. Kurgunun geçtiği mekânları da yakın zamanda gezdiğim için gözümde kolayca canlandırabildim. Akıcı bir dille yazılmış fantastik bir roman, tavsiye ediyorum.
Göbeklitepe'nin Kayıp MührüMetin Aydın · Mythos Kitap · 202518 okunma
Reklam
İnsan en çok hangi yarasına ağlar?
9/10
·128 syf.·
2026 75. kitabı
✯Bellisperennis✯ Hayatın ağır yaralarını taşıyan iki kalp bir araya gelirse ne olur? Sanırım biri diğerinin yaralarını sarmaya çalışırken kendi yaralarını unutur. İşte bu hikâye tam da böyle bir hikâye… Nedenini tam olarak anlayamadığım bir şekilde, bu kitabı okurken deli gibi ağladım. Belki hikâye benim de yaralarıma dokundu biraz. Ya da İlknur gibi kaybolmak, etraftaki sahteliklerden uzaklaşmak, yok olmak istediğim içindir; bilmiyorum. Hikâyede zaman 18.10’da kaldı öylece… Peki ya senin hikâyende zaman hangi saatte durdu? Tarık Tufan ve yine o muazzam kalemi… Anlatmak yetmez, okumak gerek. Benden bu kadar. Hadi ben kaçtım… Daima sevgiyle ve kitaplarla kalın, emi :)
Hayal MeyalTarık Tufan · Doğan Kitap Yayınları · 20207,3bin okunma
Kurumsal din vs dinin özü tartışması
10/10
·112 syf.··
Beğendi
·
2026 5. kitabı
·
107 günde okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 23:35
Kitap o kadar harika ki hemen okumayın; anlayabileceğinizi düşündüğünüzde okuyun. Kitap aylardır elimdeydi çünkü bazı terimleri anlamak çok zordu. Tolstoy'un anlam arayışı beni çok cezbetti. Çünkü yazdığı başyapıtların ona kazandırdığı ün ve şöhrete rağmen hayatın anlamını aramaya başlıyor. İlk başta pozitivist bir yerden yaklaşıyor ama bulamıyor; hatta felsefenin bile bu konuda yetersiz kaldığının farkına varıyor. Bu beni çok etkilemişti. En sonunda alt sınıfın nasıl yaşadığını gözlemliyor ve inanç olmadan yaşamın olmayacağına inanıyor. Kendisinin de bulunduğu camianın yaşamını reddettiğini söyleyerek, bu sebeple o zamana kadar hayatın anlamını yanlış yerde aradığından bahsediyor. Yani hayatın anlamının nasıl yaşadığınla ilgili olduğunu söylüyor; bu nedenle de "Benim için hayatın anlamı bir hiçti." diyor. Yaşamını bir parazitin yaşamına benzetiyor. Sonuç olarak, yeryüzünün bir iradenin sonucu oluştuğunu ve biz de bu iradenin anlamını kavramak istiyorsak önce bizden istenenleri yerine getirmemiz gerektiğini söylüyor. Bu cümlelerine âşık olmuştum. Kitabın 11. bölümü ayrı bir kitap olmalı. Tolstoy zaman zaman yine Tanrı'nın varlığını hissedemediğinden yakınıyor ve şöyle bir cümle kuruyor: "Ben, onsuz hayatın olmayacağı şeyi arıyorum." Daha sonra, Tanrı olmadığında intihar düşüncesiyle dolup taştığını; inandığında ise yaşama sevinciyle dolduğunu fark ediyor. Şu cümleler beni özellikle çok etkilemişti: "Tanrı'nın varlığını bildikçe yaşıyorum; onun varlığından emin olmadığımda ölüyorum." Ve sonra şu sonuca varıyor: "Orada işte. O, onsuz yaşanılamayandır. Yaşamak ve Tanrı'yı bilmek aynı şeylerdir. Tanrı hayatın ta kendisidir..." Daha sonra Tanrı'ya tamamen inanıyor ama kilisede doğru bulmadığı şeyler üzerine düşünmeye başlıyor. Bunlara inanmayı kendine yalan söylemek
1000Kitap
İtiraflarımLev Tolstoy · Flamingo Yayınları · 202229,3bin okunma
Puan vermedi·264 syf.·
2026 29. kitabı
Bir adamın değeri, damarlarında akan kanın kaç kase sıcak çorba ettiğiyle ölçülür mü? Yu Hua bizi tam olarak bu ağır gerçeğin ortasına, Xu Sanguan’ın yanına bırakıyor. Onun omuzlarındaki o yükü sırtımızda hissettiğimiz an, bir adamın neden kendini santim santim bitirmeden sevilebileceğine inanmadığını da anlıyoruz. Kendini parça parça harcamadan sevilmeyeceğini, ailesini ayakta tutamayacağını sanıyor bu adam. Sağlığından, canından, gövdesinden bir şeyler eksiltmeden babalık yapamayacağına öyle bir inanmış ki... İşte tam orada o soru geliyor insanın aklına: Bir bardak kan, kaç kuruşluk huzur eder? ​Aslında her şey sadece açlıkla ya da yoksullukla ilgili değil. Xu Sanguan, her kan satışında ailesiyle arasındaki bağı kendi canıyla, kendi kanıyla yamamaya çalışıyor. Hele o Yile meselesi... Günlerce "bu çocuk benden değil" diye kendini yiyip bitiren, mahalledeki dedikodularla ezilen ve çocuğu her fırsatta dışlayan o adamın; iş ölüm kalım noktasına gelince o inadını bir kenara itip canını ortaya koyması... Günlerce yollarda, soğukta, açlıkta, neredeyse kendi ölümüne yürüyerek, sadece o çocuğun nefes alabilmesi için kasaba kasaba gezip tekrar tekrar kan satması... Orada merhametin, kan bağından çok daha güçlü olduğunu görüyorsun. Xu Sanguan aslında Yile’yi değil, kendi vicdanını kurtarıyor. ​Peki, bir insan bütün ömrünü sadece "kendinden vazgeçmek" üzerine kurarsa, elinde verecek bir şeyi kalmadığında neye dönüşür? O ağlama krizi sadece bir yaşlılık korkusu değil; koca bir ömrün yorgunluğu. Kanı yaşlandığı için geri çevrildiğinde, ona aslında "artık işe yaramıyorsun" demiş oluyorlar. "Ben artık bir işe yaramıyorsam, kimim?" sorusu o an boğazına yapışıyor. Hayatı boyunca tutunduğu tek dal elinde kalıyor. Kendi üzerine kurduğu her şey bir anda yerle bir oluyor. ​Xu Sanguan o
1000Kitap
Kanını Satan AdamYu Hua · Jaguar Kitap · 20184,418 okunma
Puan vermedi
Yürütemedim ben bu kitabı ya. Okumaya çalışanlara başarılar diliyorum. Belki başka bir zaman diliminde yine şans veririm ama şu an gitmiyor ve bu kitabı bitirmek istediğim için de başka kitap başlamadım. Yaklaşık 1 aydır kitap okumuyorum. ‍Neyse bıraktım işte en sonunda
Stoacının El KitabıWilliam Mulligan · Timaş Yayınları · 202596 okunma
Reklam
Reklam