Bir şiir olarak sıyrıl kalabalıktan
Sen saadeti o görkemli hayallerinde arıyorsun ya, arama… Bırak dünya bir yerlere usulca aksın. AVM’lerin ve şık görünen vitrinlerin bizim kalbimizde işi ne? Bir kedi uyuyorsa otur yanına, uykusuna kıvrıl. Seni var etmeyecek maaş bordrosuna bakıp tebessüm etmek… Sokağın karanlık yerinden aydınlığa bakabildiğin bu dar yapılarda kendin olmanın nimetini yaşa. Bir şair olarak sıyrıl onlardan. Bir yazar, bir üst bilinç, bir merhamet gönüllüsü… Ne fark eder ismi… Ben bugün yaşlı bir adamın, eşine aldığı bir demet gülü, yoldan geçen engelli ve siyahi bir adama verdiğini gördüm. Ne diyordu? İşte, bakmanın şiir olduğu o andaydık. Gördün mü? Bak, sıyrıldım kalabalıktan… Vapur seyir hâlindeyken Kafkas bir kadının lezginka yaparak martılara eşlik ettiğini gördüm. Gördün mü? Sıyrıldım bu dar yapılardan. Sen kendini başarmış sayıyorsun; bu kadar emin olma, efendim. Geçmişin intikam hançerleri bırakmıyorsa yakanı, bırak o gülü de sök yakandan. İnsana hata yapma imkânı veren Allah ve affa layık olamasak da affa layık olmayı dileyen bizler… Sıyrıldım bu kalabalıktan. İmkânsız gördüğümüz bu aydınlık sabahlar, inan, zor değil. Bize de hüzün gömleği iliştirilmiş, ne yapalım? Şiir var neyse ki, neyse ki mahşer var, neyse ki bir kez olsun kendimizi ifade edeceğimiz bu satırlar var. Bir şiir olarak sıyrıldım bu dar yapılardan, kalabalıklardan, yalnızlıklardan; sıyrıldım maddiyatın karanlık sokağından. Bir çocuğun tebessümü kadar aydınlık bir geleceğe inancım var. Diyeceğim şu ki, efendim: Nasılsın?
“Güzelliğin sesi kısıktır,” diyor Nietzsche. Haklı. Bugün dünyayı dolduran onca gürültü arasında, güzelliğin fısıltısını duyabilene aşk olsun. Öyle kolay değil; sabırla beklemek, bir çiçeği büyütmek, toprakla hemhal olmak ya da bir çileyi sessizce taşımak... Ama işte, güzelliğin kısık sesi o sessizlikte yankılanır. Sessizce çabalayanlara selam olsun. Adım adım yürüyüp asla vazgeçmeyenlere, karınca misali kendi hikâyesini yazanlara… Her sabah aynı yoldan işe giderken zihninde farklı dünyalar yaratanlara, kahvesini soğutma pahasına pencere önündeki sardunyayı güneşe çevirenlere, tüm telaş arasında bir sokak hayvanını beslemek için durup ceketinin cebinde mama taşıyanlara… Selam olsun.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Allah Teâlâ’dan Başkasına Nida Etmenin Kısımlarının Açıklanması ​Bil ki! Allah Teâlâ’dan başkasına yapılan nida (sesleniş) beş kısımdır: ​ Bir peygambere veya ondan başkasına keşif yoluyla (manevi bir müşahede ile) seslenmek; bu caizdir. ​ Meleklerin, o selamı kendisine ulaştıracağına inanarak, özellikle salat ve selam lafızlarıyla nida etmek; bu caizdir. ​"Allah Teâlâ’nın bu seslenişi ona ulaştırması mümkündür" şeklindeki bir zan üzerine seslenmek; bu durum şirk şüphesi/vehmi uyandırır. ​ Kişinin, ona duyduğu aşırı aşk ve sevgiden ötürü, onu karşısında hazır ve kendisine hitap edilen bir konumda varsayarak (gıyabında) seslenmesi; bu, şirk şüphesi uyandırmaz, bilakis (edebiyatta ve gelenekte) bilinen ve uygulanan bir durumdur. ​Seslenilen varlığın gaybı bildiği veya her şeyi kuşatan (küllî) bir ilme sahip olduğu inancıyla nida etmek; işte bu, apaçık bir şirktir. Şirk ve bidat ehlinin adetlerinden/sembollerinden kaçınmak vaciptir. Çünkü her şeyi kuşatan (küllî), kendinden olan (zatî) ve mutlak daimi olan ilim, yalnızca Allah Teâlâ’ya mahsustur. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmuştur: "Gaybın anahtarları O'nun katındadır, onları O'ndan başkası bilmez." (En'âm, 59). ​İmam Buhârî (r.h.) de senediyle Hz. Peygamber’in {s.a.v.}) şöyle buyurduğunu nakletmiştir: "Gaybın anahtarları beştir, onları Allah'tan başkası bilmez: 'Şüphesiz kıyamet saatinin bilgisi Allah katındadır. Yağmuru O indirir, rahimlerde olanı O bilir. Hiçbir kimse yarın ne kazanacağını bilemez. Ve hiçbir kimse hangi toprakta öleceğini bilemez. Şüphesiz Allah her şeyi bilendir, her şeyden haberdardır.' (Lokmân, 34)"
'birilerinin başkaları için yazdığı, senin kendine yorduğun sözlerdir.. sonra özlüyorsun işte.. onunla çok şey yaşamış da olsan, henüz neredeyse hiçbir şey yaşamamış da olsan, bir gün önce de görsen, hiç görmemiş de olsan, çörekleniyor içine o melun his.. tarifi zor..'
Kitabımın bu sayfası özenle yazılmıştır.
Göz kamaştıran bir bahçeye girdiğinde gördüğün o kırmızı güllerin, masmavi sümbüllerin ve yemyeşil yaprakların aslında kendi özlerinde hiçbir renge sahip olmadığını bilmek insan aklını derin bir hayrete düşürür. Fizik ilmi der ki karanlık çöktüğünde bütün o büyüleyici renkler birden kaybolur zira yeryüzündeki her bir çiçek aslında gökyüzündeki o tek bir beyaz ışığın içindeki yedi ayrı rengi kendi kabiliyetine göre emip dışarıya yansıtan geçici birer perdedir. Çiçeğin üzerindeki o muhteşem renk onun kendi malı değil doğrudan güneşin o zengin hazinesinden ona saniyeler içinde gönderilen nurlu bir hediyedir. İşte aynen bu misal gibi fani mahbubların yüzlerinde tecelli eden ve kalbini deli divane eden o büyüleyici güzellikler de aslında o fani varlıkların kendi öz malı değildir. O güzellikler kainatın mutlak hakimi olan Allah’ın sonsuz cemalinden o fani aynalara anlık olarak süzülüp gelen geçici ilahi nakışlardır. Şimdi bu muazzam hakikati idrak eden bir kalp nasıl olur da rengin asıl kaynağı olan o devasa güneşi bırakıp sadece o solmaya mahkum çiçeklerin boyasına köle olabilir. İlk sayfalardan beri kalbinde taşıdığın o büyük aşk yangını aslında seni o geçici renklerin esaretinden kurtarıp doğrudan o renkleri var eden ezeli nurun kaynağına ulaştırmak için ruhuna yerleştirilmiş sönmez bir pusuladır. Sen yeryüzündeki güzelliklerin solup gitmesine bakarak hüzünle gözyaşı dökerken o sonsuz şefkat sahibi olan yaratıcı senin nazarı o çürüyüp gidecek olan fani suretlerden çekip hiç eksilmeyen o baki cemaline döndürmeni murat eder. Hayat yolculuğunda yaşadığın her kopuş her hayal kırıklığı kalbini o sahte boyalardan temizleyen ve ruhunu asıl vatanına hazırlayan nurlu birer uyanış fırınıdır. Bismillah diyerek adımladığın bu muazzam mülkte şahit olduğun her bir zerre kendi lisanıyla
Aşk
`Dolunayın Türküsü
Yaşım yirmi altı. Sana kırk senedir aşığım. Hayat kadar berrak, ölüm kadar karmaşığım. Yüreğim kirli bir gökyüzü, sense dolunay... Ruhunu esir alan sarmaşığım! Titreşirken kalplerimiz Ankara soğuğunda nice umut yeşerir gecenin soluğunda. Biz o bankta oturmuşuz Kalu Bela'dan beri. Kaç bahar görmüşüz kim bilir kaç zemheri... İlk kez ayın halesine sırnaşığım; yaşım yirmi altı. Sana kırk senedir aşığım. Şimdi başka gökyüzü. Yüz, göğü gözlüyor; gök, yüzü... Hazırlan Mahbube; çünkü hazır yeryüzü! Şu yollar, şu kaldırım, şu kedi... Kuşlar bile 'hazırız' dedi. Bu saatler artık tehlikesiz, Mahbube uyan! Varsın olmasın cihanda sesimizi duyan. Dinleseler sükûnetin vaveylasını her mecnun bulur elbet Leylasını. Şimdi tumturaklı hayaller peşimize takılır.
Şiir