Menfi- Sürgün
8/10
·164 syf.··
Beğendi
·
2026 25. kitabı
Selanikli Fazlı Necip' le tanışmış olmanın ve onun kaleminden çıkan bir kitabını ilk defa okumanın hem sevincini hem de mahcubiyetini yaşıyorum Mahcubum çünkü çeşitli bilim dallarında (tarih, coğrafya, dilbilgisi ..) ve hikaye ,roman ,anı türlerinde yirmiye yakın eserler yazmış , birçok çeviri yapmış ama yeterince ilgi görmemiş, ben de geç kalmış bir okuru olarak bu duruma üzüldüm açıkçası . Sanırım #isbankasıkulturyayınlarından çıkmış dört eseri var . " Sürgün " bunlardan biri... Latin harfli Türkçe 'de ilk kez yayımlanan bu kitap, II. Meşrutiyet 'in ilanından sonra Yeni Asır Gazetesi'nde dizi halinde yayımlanmış , ardından 1909 da kitap olarak basılmış . Ben de size bu kitabı anlatırken kitabın sunuşun da emeği geçen Ömer Aslan'ın yazısından yararlandım . Sürgün , sıradan bir aile dramıyla dönemin siyasi olaylarının iç içe işlendiği, istibdat atmosferi ve Meşrutiyet"e giden süreci konu alan ilk siyasi romanlardan biri sayılırmış. Bir gencin , istibdat yönetimi tarafından bir suçluya dönüştürülmesi, sürgüne gönderilmesi anlatılırken o dönem ki İstanbul ve Selanik şehirleri hakkında da bilgiler veriyor. Okuma alışkanlığını Peyami Safa 'nın Fatih Harbiye'si ile kazanmış biri olarak bu tür kitaplar okumak beni fazlasıyla mutlu ediyor. Ben çok keyifle okudum . Umarım siz de beğenirsiniz . Okuyacak olanlara şimdiden keyifli okumalar dilerim . Okumuş olanları da düşüncelerini merak ettiğim için yoruma beklerim .
1000Kitap
Menfi – SürgünFazlı Necip · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025610 okunma
Abdülhak Şinasi Hisar - Çamlıca'daki Eniştemiz
Puan vermedi·203 syf.··
2026 20. kitabı
Kitap roman olarak geçiyor olsa da bence tam bir enişte biyografisidir. Araştırıldığında bu eniştenin aslında tam olarak bir kişi değil, yazarın yakın akrabalarından belki birkaç kişinin toplanıp tek bir vücut bulduğu kurgusal bir karakter olduğu görülür. Eserin üslubu bana Ahmet Hamdi Tanpınar'ı; özellikle de Beş Şehir'i anımsattı. Onda da artık var olmayan bir şehir dokusunu en ince detayına kadar anlattığı için sıkılmıştım bu eserde de aynısını bilhassa Çamlıca tasvirlerinde yaşadım. İsminin hakkını verecek şekilde yazarda büyük bir Çamlıca sevdası vardır ve kitabın en az %20'si Çamlıca'ya ve onun orada yaşadığı mazisine övgüdür diyebilirim. Burada en dikkat edilmesi gereken nokta artık var olmayan aile gelenekleri ve sosyal yapıların ele alınmasıdır. Eser o zamanlar bir çocuk olan anlatıcının Çamlıca'daki enişteleri Hacı Vamık; namı diğer Deli Vamık'ı tasviriyle ve deliliğe makul bir övgüyle başlar. Babıali onu mutasarrıflık, defterdarlık, valilik gibi çeşitli görevlere verip verip geri almaktadır. Eserin ilerleyen bölümlerinde kendisinin hakkında vazife başında yolsuzluk söylentileri olduğu da verilecektir. Doğal olarak maddi durumu ortalamanın oldukça üzerindedir. Konaklarında hizmetçiler çalışmaktadır. Yazara göre, akıllı dediğimiz insanların sağı solu belli değildir; iyilik beklediğimizden kötülük, sadakat beklediğimizden ihanet görme ihtimalimiz her zaman oldukça fazladır; ancak deliler öyle midir? Deli daima delidir, şaşırtmaz, daima doğasına uygun davranır. Hacı Vamık enişte lakırdı etmeyi pek seven, kendine has ve eğlenceli bir konuşma üslubu olan bir adamdır. Hemen her şeyle ilgili bir fikri veya anısı vardır. Yalnız kaldığı zamanlar harici konuşur; hâttâ yalnız kaldığında bile bazen kendiyle konuşur bazen de türkü söyler. Yeğenlerine daima "can didem"
Çamlıcadaki EniştemizAbdülhak Şinasi Hisar · Bağlam Yayınları · 1996421 okunma
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Kimlik Kıskacındaki Devletin Somut Reçetesi: Üç Tarz-ı Siyaset
Puan vermedi·75 syf.··
2026 20. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2026 22:42
Yusuf Akçura’nın 1904 yılında Kazan’da (Rusya) kaleme aldığı 'Üç Tarz-ı Siyaset' makalesinin ve ona muasır gelen eleştirilerin yer aldığı bu kitabı incelemeye geçmeden evvel, eserin telif edildiği döneme dair ufak hatırlatmalar yapmak gerekir. Osmanlı’nın Balkanlar’da isyanlarla kaynadığı, iktisadi iflasın eşiğine gelip varidatını Düyun-u Umumiye’ye kaptırdığı bu süreçte, alternatif siyaset üretmek çok sıkı bir sansür rejimiyle engelleniyordu. Bu istibdat ortamında muhalif Jön Türkler, hukuken Osmanlı’ya tabi olsa da fiilen İngiliz idaresinde olan Kahire’ye sığındılar. Sansür zincirinin kırıldığı ve radikal fikirlerin serbestçe tartışılabildiği Türk Gazetesi’nde neşredilen bu makale, kendisi de bir sürgün olan Akçura’nın Osmanlı’ya dışarıdan bakarak yaptığı rasyonel ve duygusallıktan uzak tahlilin en somut örneğidir. Dolayısıyla bu derleme, yalnızca maziye gömülen imparatorluğun çöküşüne dair bir reçete sunmakla kalmıyor; aynı zamanda günümüz Türk siyasi düşüncesinin de temel taşlarını döşüyor. Akçura, bahsettiğimiz bu üç siyasi akımı faydalı ve uygulanabilirlik açısından inceliyor ve bir siyaset bilimci gibi, “Ben size hayal satmayacağım. ‘Bu fikir tüm insanlığı kurtaracak’ gibi boş ve süslü safsatalarla analiz yapmayacağım,” diyor. Bu doğrultuda sırasıyla her bir fikre, “Hangisi Osmanlı toplumuna daha çok kuvvet kazandırır ve onun bu acımasız dünyada hayatta kalmasını sağlar?” şeklinde yaklaşır. Akçura’ya göre Osmanlı Devleti’nin güçlenmesi; bütün Müslümanların ve Türklerin menfaatine ters değildir. Fakat sadece İslamcılık siyaseti izlemek, Osmanlı Devleti’nin ve Türklerin çıkarlarına tamamen muvafık düşmez. Osmanlı topraklarında yaşayan gayrimüslim tebaayı göz önünde bulundurursak, bu fikrinde pek de yanlış sayılmaz. Türkçülük menfaatine gelince; bu fikir de ne
Üç Tarz-ı siyasetYusuf Akçura · Kaynak Yayınları · 1907154 okunma
7/10
·160 syf.··
2026 57. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 26 Mayıs 2026 00:00
Romanı okumaya başladığımda hissettiğim ilk şey, II. Abdülhamid döneminin o meşhur, boğucu istibdat atmosferi oldu. Servetifünun neslinin o içine kapanık, marazi, hayal ile hakikat arasında sıkışıp kalmış "melankolik" yapısı bu eserin her satırına sinmiş durumda. Salon Köşelerinde, adından da anlaşılacağı üzere, toplumsal meydanlardan, sokaklardan ve halkın gerçeklerinden kaçıp lüks salonların korunaklı köşelerine sığınan bir aydın zümresini anlatır. Romanın merkezinde Şekip adlı bir Türk'ün, alafranga yaşam tarzının tam ortasında, İngiliz bir kadın olan Lydia’ya duyduğu marazi aşk yer alıyor. Ancak bence buradaki asıl mesele sadece bir aşk hikayesi değil, Tanzimat’tan beri yakamızı bırakmayan o köklü Şark-Garp çatışmasıdır. Şekip ile Lydia’nın marazi aşkı ekseninde şekillenen konu, aslında Batılılaşmayı sadece alafranga bir yaşam tarzı ve şekilcilikten ibaret sanarak kendi köklerine yabancılaşan aydın zümrenin toplumsal ve psikolojik çöküşünü, yani o dönemin "mavi hayaller - siyah hakikatler" trajedisini anlatır. Safveti Ziya'nın bu eseri, Servetifünun romanının Halit Ziya gölgesinde kalmış ama aslında realizm ve natüralizm akımlarının izlerini çok net taşıyan gizli bir başyapıttır. Safveti Ziya, Batılılaşma sancıları çeken Osmanlı aydınının trajikomik halini, çağdaşlarının aksine duru bir Türkçe ve keskin bir gözlem gücüyle edebiyatımıza miras bırakmıştır. Hem kısa hem akıcı bir kitap. Okunmasını tavsiye ederim.
Salon KöşelerindeSafveti Ziya · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20241,569 okunma
Menfi İnceleme
8/10
·164 syf.··
Beğendi
·
2026 1. kitabı
Kitabı yayınevi gerçekten günüm Türkçesine güzel uyarlamış eski kelime pek yoktu. Güzel bir kitap, entrika sevenlere özellikle öneririm. İkbal ve İsmet Hanım (İsmet hanıma ek olarak ev ahalisi de var) arasındaki o çekişme insanı içine çekiyor. İkbal'e uyuz olabilirsiniz okurken. Ayrıca ana kahramanımız Ekrem'in istibdat yönetimine karşı mücadelesi yine hoş. Güzel alıntılanabilecek yerleri de olan bir kitap. Fiyat performans olarak da iyi. Şiddetle öneririm
Menfi – SürgünFazlı Necip · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025610 okunma
Puan vermedi·575 syf.··
Beğendi
·
2026 50. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 16 Mayıs 2026 16:46
Selam. Bu ayın bir diğer okuduğum kitabı Mithat Cemal Kuntay'ın “Üç İstanbul” adlı romanı oldu. Üç İstanbul dönemini muharrir Adnan'ın gözünden işleyen eserde; İstibdat Dönemi İstanbul; II. Abdülhamit'in 30 yıllık monarşi ve baskı yönetimini eleştiren, yeren tutumlarıyla sert bir mizaçla giriş yapıyor yazar. Meşrutiyet Dönemi İstanbul; ise iktidara sahip olanların çıkarlarına göre hareket ettiği Abdülhamit'i geride bırakmayacak kadar ileri gidenler... İşgal Dönemi İstanbul; bütün sefalet ve kötü şöhretiyle, ülkenin işgaliyle taraf değiştiren büyük "kıdemli" şahsiyetlerin ortalığı karıştırması... Tüm bu zamanlarda Muharrir Adnan bizim baş karakterimiz ve yaşadığı sefil hayatını, aç gözlü ve hırslı halleriyle bir dolu sövdüğüm ve her defasında daha ne kadar ileri gidebilir dediğim hayretle okuduğum bir antikahraman statüsüne koyduğum sinir bozucu bir karakterdi. Gizli-açık ilişkileriyle sözde "namus"lu Adnan'ın hem kendi hayatını mahvedişini hem münasebette bulunduğu tüm kadınların mahvına şahit oluyoruz. Hayli tahmin etmediğim bir hikâyenin ve anlatımın içinde bulunmak ilk elden şaşırttı ama sonrasında coşkun anlatımı ile cezbetti. Akıcı olması ise büyük bir artı özelliklerden. #kitapalıntıları ... biliyordu ki dalkavukluğun en muvaffakıyetlisi insanın gıyabında yapılanıdır. Fıkaralık gibi matem de herkesi birbirine müsavi yapardı.
Edebiyat - Roman - Tarih
Üç İstanbulMithat Cemal Kuntay · Oğlak Yayıncılık · 20203,386 okunma